Yenileniyor
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyon
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkari
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • İstanbul
  • İzmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • K.Maraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce
%2,04
BIST 103.200
%-0,03
Dolar 4,7068
%-0,60
Euro 5,4924
-- %0,00
Altın 197,14
REKLAM

BÜYÜK ORANDA TÜKETİLEN BİR HAMMADDE

1 defa okundu kategorisinde, 13 Şub 2018 - 00:45 tarihinde yayınlandı
BÜYÜK ORANDA TÜKETİLEN BİR HAMMADDE

(Michel A.Attisso’nun yazısı, Görüş, Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütünün Aylık Dergisi, Temmuz 1979,Sayı 7)

 

Fitoterapi, yani hastalıkların bitkilerden elde edilen ilaçlarla tedavisi, 19. Yüzyıla dek tedavi sisteminin temel taşıydı. Bu uygulama daha sonraları yerini tıbbi bitkilerden yalıtılan aktif maddelerden elde edilen ilaçların kullanımına terk etmiştir. Böylece tıpta kullanılan bitkilerin yerini, sentetik veya yarı sentetik maddeler almışlardır.

 

Bununla beraber, yakın tarihli bazı olgular fitoterapinin yeniden ilgi kazanmaya başladığını göstermektedir. Nitekim, Uluslararası Ticaret Merkezi’nden elde edilen resmi verirler, hastalıkların kimyasal maddelerle tedavisi sistemin sürekli olarak yaygınlaştığını belgelemekle birlikte, tıbbi bitkilerin önemlerinden hiçbir şey yitirmediklerini de kanıtlamaktadır. İlaçların hazırlanmasında kullanılan tıbbi bitkilerin oranı, günümüzde, bütün dünyadaki sentetik kimyasal maddelerin yaklaşık 1/3’dür. İlaç ve kozmetik sanayiinde kullanılan bitki kökenli hammaddelerin toplam ithalat değeri 1967’de 52.9 milyon dolar iken, 1971’de  71.2 milyon dolara ulaşmış bu tarihten itibaren yılda %7 oranında bir artış göstermiştir.

 

1974’den beri, bazı bitkisel ilaçların dünya ölçeğindeki yıllık tüketim miktarları şu şekildedir:

 

3 000 ton sarısabır, 10 000 ton taze enginar yaprağı ,5 000 ton kınakına kabuğu, 1 000 ton güzelavratotu, banotu ve tatula yaprağı,  5 000 ton sinameki yaprağı ve 1 000 ton yüksükotu yaprağı, vb. 1974’de sanayileşmiş ülkelerde kaynatılarak içilen bitki miktarları ise şöyledir: 150 ton ıhlamur, 250 ton nane, 100 ton papatya, 30 ton Çin anasonu, 45 ton okaliptüs.

 

Bu sayılar, tıbbi bitkilere karşı duyulan ilginin yeniden filizlendiğini kanıtlamaktadır. Bu olgunun kaynağında ne bir şarlatanlık ne de bir doğaya dönme modası yatmaktadır. Bu olgunun altında yatan nedenleri kavramak için başka yaklaşımlar bulmak zorundayız.

 

Öncelikle, çoğu kimsede kavram kargaşasına yol açan tıbbi bitkiler ile bitki ilaçlar arasındaki ayrımı saptamak gerekir. Tıbbi bitki, bir ya da birkaç organında,doğrudan tedavi amacıyla kullanılabilecek ya da kimyasal-ilaçsal  yarı sentezlerde yararlanılabilecek maddeleri içeren her türlü bitkidir. Bitki ilaç ise, bir bitkinin ilaçların hazırlanmasında doğrudan kullanılan kısmını belirtir.

 

Her şeyden önce bir hammadde olma özelliği taşıyan tıbbi bitkiler, saf moleküllerin elde edilmesi açısından vazgeçilmez  bir kaynaktırlar. Bu moleküllerin kendileri ilaç olmayıp, ancak ilaçbilimsel açıdan etkin türevlerinin sentezinde kullanılabilirler. Bu konuda örnek olarak, kortikostreoitlerin (böbreküstü bezlerinin dış bölümünden salgılanan hormonlar) kısmi sentezinde kullanılabilen streoitleri içeren sarısabır, sabırotu ve dioscorea gibi bitkiler ve onların türevleri ile ağız yoluyla alınan doğum kontrol hapları verilebilir.

 

Tıbbi bitkiler içerdikleri aktif unsurlar nedeniyle ilaçbilimsel araştırmalarda ideal örnekler oluştururlar. Doğal moleküllerde gerçekleştirilen yapay değişiklikler yeni tür ilaçların ve daha özel ilaçsal ürünlerin elde edilmesine ortam hazırlamıştır. Buna örnek olarak, kokain molekülünden kaynaklanarak yapılan sentetik lokal ağrı kesiciler, yüksek tansiyonun tedavisinde kullanılan ve Rauwolfia  bitkisinin köklerinde bulunan alkaloidlerin türevleri sayılabilir.

 

Tıbbi bitkiler toplandıktan ve nitelik yönünden denetlendikten sonra, bunların bazı bölümleri ya da  salgıları fitoterapik doğrultuda yararlanılan bitki ilaçlarda kullanılabilirler. Söz konusu bitkiler özel bir ilaçla tedaviye (kemoterapi) ek olarak verilebilecekleri  gibi; özellikle psikosomatik  bozukluklarda, çeşitli kalp hastalıklarında, sindirim sistemiyle ilgili rahatsızlıklarda, karaciğer ve safra kesesi hastalıklarında da kullanılabilirler. Nitekim, aromaterapi, yani tıbbi bitkilerin temel yağlarını esas alarak hazırlanan ilaçlarla tedavi, son 5 yılda önemli aşamalar göstermiştir.

 

Buna benzer aşamalar gelecek yıllarda giderek hız kazanacaktır. Gelişmekte olan ülkelerde tıbbi bitkilere yönelik bilimsel incelemeler yerini moleküllerin devreye girmesine olanak tanıyacak; bu moleküller yalnızca ecza sanayiini zenginleştirmekle kalmayacak,  aynı zamanda, gelecekteki kimyasal ve ilaç bilimsel araştırmalara da temel oluşturacaktır.

 

 

 

 

Not: (Yazarımız Çağatay Üstün’ün dünkü yazısında yazı işleri müdürlüğümüzce sehven yapılan yanlış sonrası 12.02.2018 tarihli yazısı kendisine ait değildir. Okurlarımızın bilgisine.)

 

 

 

 

 

 

 

Haber Editörü : Tüm Yazıları
Yorumlara Kapalı