Yenileniyor
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyon
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkari
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • İstanbul
  • İzmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • K.Maraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce
%-1,03
BIST 96.455
%-0,00
Dolar 5,6435
%0,74
Euro 6,4981
%0,13
Altın 222,49
REKLAM

İRLANDA’LI DEV

49 defa okundu kategorisinde, 06 Ara 2017 - 01:47 tarihinde yayınlandı
İRLANDA’LI DEV

 

[Jessie Dobson’ın Organorama Dergisi

Yıl,8 Sayı 5, 1972 sayısındaki yazısını paylaşıyorum]

Devler hakkındaki hikâyeleri dinlerken ve okurken hep biraz tenzilât yapmalısınız. Bunların çoğu şişirmedir. Ama yine de devler yaşamış olmalı ki hemen her ülkede değişik zamanlarda onlar hakkında hikâyeler duyulmuştur. Onların müthiş fiziki kudrete sahip yarı tanrı niteliğinde insanüstü varlıklar (superman) oldukları düşünülmüştür ve yarı tarihi edebiyat türlerinde – Gulliver’in Maceraları gibi – sevilen karakterler olmuşlardır. Bazen de devler “teşvik edilmişlerdir”. Prusya’da Frederick William I (1688-1740) “Potsdam Devleri” adını verdiği ordusuna çok uzun boylu adamları topluyordu. Kendisi ufak tefek olan Napoleon Bonaparte, ordusunda bulunan iri yarı askerler ile güçlü kuvvetli köylü kızlarının evlenmesini teşvik etmek suretiyle güçlü, dev yapılı askerler yetiştirmeye çalışmıştır. Erkek devlere kadın devlerden daha fazla rastlanır ise de her iki durumda da mübalâğa payı olduğu unutulmamalıdır. Genellikle onların tek geçim yolu pazar ve panayır yerlerinde kendilerini görmeğe para veren insanlara kendilerini teşhirden ibaretti. Dolayısıyla patronlar arasında en uzun boyluyu en “dev” devi bulabilmek için büyük rekabet vardı. Devliğin ( gigantism) bir hastalık neticesinde meydana geldiği ancak son zamanlarda anlaşılmıştır. Son zamanların bilinen en uzun insanı Robert Wadlow adında bir Amerikalı idi ve 1940 yılında 22 yaşında iken öldü. Hayatı John Hunter’in devi Charles Byrne’ınki kadar sürmüş ise de boyu ondan 30 cm. daha uzundu. Ne yazık ki Hunter bu meşhur “uzun adam” hakkında pek bir şey söylememiştir; fakat iskeletini muhafaza etmiş olmalı ki bacakların alt kısmı Sir Joshun Reynolds’un 1786’da yaptığı portrenin sağ üst köşesinde görülür.

Charles Byrne bu tarihten üç yıl önce, 1 Haziran 1783’ de ölmüştü ve Annual Register Chronicle’da ( Cilt XXVI, s,209) bu hâdiseden şöyle bahsedilmiştir:

“Cockspur Caddesi, Charing Cross’ da sadece 22 yaşında olan Bay Charles Byrne, meşhur İrlandalı Dev, ölümünün fazla içkiden dolayı olduğu söylenmektedir. Kendisinin içkiye her zaman düşkün olduğu bilinirdi fakat son zamanlarda E 700 tek bir banka tahviline yatırdığı bütün servetini kaybettikten sonra bu iptilâsı daha da artmıştır. Filozof okuyucularımızın öğrenmek isteyeceklerini tahmin ettiğimiz bir bilgiyi, ki bunu son derece kaabiliyetli bir muhabirimiz elde etmiştir, vermekle kıvanç duymaktayız. Bay Byrne Ağustos 1780’ de sekiz feet gelmekteydi ( bir feet = 30 cm.), 1782’de iki feet daha uzamış, öldüğünde ölçüldüğünde ise sekiz feet dört inch olduğu görülmüştür (16 inch= 1 feet). Ne annesi, ne babası, ne erkek kardeşi, ne de ailesinde başka herhangi biri çok cüsseli değildi. Söylendiğine göre son anlarında bu müthiş kalıntısının  denize atılmasını istemiştir ama eğer hakikaten son arzusu bu idiyse yerine getirilememiştir çünkü Bay Hunter cesedi almıştır”.

Bu gibi vak’alarda hayel ile hakikati ayırabilmek son derece güçtür. Hakikat az ve zor, hayali çalıştırma isteği ise çok fazladır. Aşağıda eldeki bilgilerin oldukça makul bir özetini vereceğiz

Charles Byrne’ın 1761’ de  doğduğu ve doğum yerinin Littlebridge adlı ufak bir kasaba olduğu söylenmektedir. Bu kasaba babasının memleketi olan İrlanda’nın Derry-Tyrone hududuna yakındır. Annesinin ise “kalın sesli tıknaz bir İskoçyalı” olduğu bilinmektedir. Ebeveyni normal ebatta idi fakat Knipe ailesinin iki oğlu – bunlar Littlebridge’den beş mil uzaktaki bir kasabada oturan uzak bir akraba ailesi – da dev yapılı idiler. Charles Byrne doğduğunda pek iri değildi ama hemen sonra “mısır koçanı kadar”  çabuk büyüdü ve devamlı “büyüme ağrılarından” şikâyet etmekteydi. Okulda “devamlı salyası akmaktaydı ve hep tükürüyordu, diğer oğlanlar onunla oturmak istemiyorlardı”. Yakınlardaki Coagh köyünde Joe Vance adlı bir adam yaşamaktaydı. Bu iri yarı oğlandan faydalanabileceğini düşünerek civar köy ve kasabalarda açılan panayır ve kurulan pazarlarda onu teşhir etmek için aracı oldu. Bu iş o kadar muvaffak oldu ki, yollarını biraz daha uzatıp İskoçya’nın değişik şehirlerine gittiler.

Her gittikleri yerde dev büyük sükse yapmaktaydı. Edinburgh’da şehrin dar sokaklarında dolaşmakta çok güçlük çektiği, dört ayak üstünde yürüdüğü söylenir. Yine rivayetlere göre bir sabah erken saatlerde North Bridge üzerinde nöbet tutan adamcağızın “ödünü patlatmıştır-piposunu lâmbanın alevinden yakmak suretiyle ve bunu yaparken de, parmaklarının ucuna kalkmaya dahi lüzum görmemiştir.”

(Devamı yarın..)

Haber Editörü : Tüm Yazıları
Yorumlara Kapalı