Yenileniyor
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyon
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkari
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • İstanbul
  • İzmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • K.Maraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce
%0,64
BIST 96.026
%0,44
Dolar 5,3579
%0,64
Euro 6,1214
%0,47
Altın 222,91
REKLAM

“MAT” İLE HEYECAN YARATACAĞIM

323 defa okundu kategorisinde, 15 Ara 2018 - 02:26 tarihinde yayınlandı
“MAT” İLE HEYECAN YARATACAĞIM

Üçüncü kitabı MAT ile yarın okurseverlerle buluşacak olan aynı zamanda da gazetemiz yazarlarından Behiç İstanbulluoğlu ile gazetemiz Genel Yayın Yönetmeni Esin Balıbek bir söyleşi gerçekleştirdi.

 

Öncelikle yeni kitabınız hayırlı olsun. Okur severlerimize biraz kitabınızdan bahsedelim.

Teşekkür ederim. Bu üçüncü kitabım. İlk kitabım CHP mi AKP mi..burada CHP’nin neden yıllardır kazanamadığını konu edindik. Onun yanında sosyal demokrasi nedir, küreselleşme nedir?

Avrupa Birliği nedir ve yarısına yakını CHP tarihinden oluşan bir kitaptı.

İkinci kitabım bundan önceki yerel seçimlerde, düşündüklerimizi kamuoyuna açıklamak yerine günlük şeklinde notlar aşarak notlar tutarak 17-25 aralıktan 31 mart seçimine kadar gecen 100 günü günlük tutar gibi yazılmış ve öyle bir kitap ortaya çıkmıştı.

O kitabın ismini de zaten o nedenle 100 gün onda da kim kaybetti kim kazandı sorusu soruluyordu. Bu kitabımın ismi de MAT.

Peki  neden MAT?

Biraz onu okuyucu merak edecek. Çünkü kitabın içeriğinin ana fikri neden demokratikleşemiyoruz? Demokrasiyi neden içselleştiremiyoruz biz Türkiye olarak?

1400’lerden başlayıp yani Şeyh Bedrettin ayaklanmasından başlayıp 15 Temmuz fetö darbe girişimine kadar geçen süre içindeki Osmanlı şehzadelerinin taht kavgaları, ayaklanmalar ve Cumhuriyet Dönemi darbelerinden oluşan 23 hikayeden toplanmış bir kitap. Burada en önemli soru kitabın ismi.

Kitap şehzade savaşları ve darbeler adı altında bir başlıkla çıkıyor ama ana başlığı MAT. Bunu okuyucu kitabı okuyunca hem bir sürprizle karşılacak, hem de çok güzel bir anlatım görecek.

Biraz önce bahsettiğiniz fikirden yola çıkarak “Biz mi mat edildik yoksa nasıl mat edebiliriz mi” çıkıyor ortaya?

Hayır… İkisi de değil…Kitabın mat isminin mat olması Elias Canetti’nin “Kitle ve İktidar” kitabından yola çıkılarak ele alınmış ve aslında mevcut durumumuzun nedenini de anlatan isim oldu. Dolayısıyla okur, kitabı okuyunca nedenini öğrenecek.

O zaman bugünkü Türkiye siyasetiyle Türkiye gündemiyle de birbirine örtüşecek.

Türkiye gündemiyle örtüşmek zorunda çünkü yani benim araştırmalarımın temeli, bugünkü durumu daha iyi kavrayabilmek için dün ne oldu, niye böyle olduk, nerden geliyor? diye bu işin kaynağına inmek olduğu için dolayısıyla bugünü yakından ilgilendiriyor.

Siz aynı zamanda hem köşe yazarısınız hem de kitap yazarısınız. Peki bugünkü Türkiye gündemini, Türkiye siyasetini sizin gözünüzden değerlendirmek istesek nasıl yorumlarsınız?

Türkiye belli konuları öne çıkarılan bir terör meselesi ile artı bir işsizlik ve yoksulluk meselesiyle, dış politikalardaki meseleleriyle bir anlamda sıkışmış durumda, ekonomi görüldüğü gibi çok kötü. Yani bu kadar hissedilmiyor gibi algılanıyor ama ciddi anlamda tehlikeli ve kötü. Siyaset bu temel üzerinde devam ettiği sürece yani mevcut iktidar bu politikaları sürdürdüğü sürece de bunun düzelmesi mümkün değil. Hatta bağımsız tarafsız dürüst, yandaş olamayan iktisatçıların tespitlerine ve açıklamalarına göre Türkiye önümüzdeki aylarda daha sıkıntılı döneme giriliyor. Tabii bu siyasete de yansıyor. Siyasetin en temel sorunu da, bütün partilerde lider suntasının varoluşu. Ve bütün partilerde parti içi demokrasinin istenilen düzeyde olmayışı bu bir ölçüde dönem dönem CHP’de parti içi demokrasi gündeme geliyor ya da uygulanıyor örneğin iktidar partisinde böyle birşey yok.

Bu da demokrasinin içselleşmemesi için önemli nedenlerden biri..

İlk kitabınızın ismi “AKP mi CHP mi” az önce de belirttiniz MHPsiz bir iktidar yok diyorsunuz. Acaba gelecekte MHP iktidar bir parti haline gelebilir mi?

MHP’nin iktidar partisi haline gelmez. MHP, ciddi sıkıntı ve sorunlar yaşayan AKP’ye tutunarak ayakta kalmaya çalışan bir yapıda. MHP anlayış olarak yok da olmaz.Üçüncü kitabımdaki ana konulardan bir tanesi de, Türkiye Cumhuriyeti’nin bugün geldiği noktaya iki ana damardan geldiği, Şeyh Bedrettin’den bu zamana iki ana damar olduğu ağrılıklı olarak ittihat ve terakki ile onun karşısındaki Prens Sebahattin anlayışının 2 farklı dünya görüşünün o günden bu güne geldiği düşüncesidir. Evet, MHP’siz ayakta duramıyor ama sonuçta MHP’de AKP’de aynı dünya görüşünü savunan ve yansıtan. Birisi biraz daha fazla milliyetçiydi birisi biraz daha fazla İslamcıydı. Bu iki anlayış birbiri ile daha kolay buluştu. Çünkü ikisi de muhafazakardı, ikisi de sağ bir anlayıştan geliyordu. Burada İYİ Partiyi şöyle ayırabiliriz; daha cumhuriyetçi daha demokrasiye yatkın daha parlamenter sistemi öne çıkaran bir anlayış. Bu da CHP ile örtüştü. Burada farklı tek yapı HDP. HDP’nin özellikle büyük illerde hangi blokta yer alacağı ile ilgili. HDP’nin yer alacağı bloğun kazanma ihtimali daha yüksek olacak. Özellikle CHP ve İYİ Parti bloğunda yer alırsa bence CHP ve İYİ Parti adaylarının kazanma ihtimali daha yüksek olur.

Bir sonraki kitabı yazarsanız ki muhakkak yazarsınız, o kitap da “Şah” mı olacak?

Dördüncü kitabımın alt yapısı hazır. Sanırım altı ayda yazabilirim. Onun da ismini henüz belirlemedim, açıklamayayım şimdi. Yılda en az bir kitap yazarım ama belki bazen altı ayda bir kitaba da dönüşebilir çünkü bu konularda çeşitli konferanslar da verdiğim için belli konularda kitapların alt yapı ve malzemeleri hazır. Onu kitaba dönüştürmek de altı ay bir sene süre alıyor. Sanıyorum kitaplar dördüncü beşinci altıncı diye devam eder.

Bu pazar Balıkesirli okuyucular ile buluşacaksınız, imza gününüz olacak. Bunun için neler söylemek istersiniz?

Bütün okurlarımızı, gazete köşe yazılarından sosyal medyadan yaşamın içinden arkadaşlarımı dostlarımı bütün herkesi bekliyorum. Çünkü Anadolu’daki gelişmeler, Anadolu aydınlarının Anadolu aydınlanmasında yazarak çizerek ortaya koyduğu her türlü faaliyet ve etkinliği desteklemeleri gerekir. Bizler ne kadar fazla destek görürsek. O kadar daha fazla şevk ve gayretle çalışır yeni eserler ortaya koyarız. Bu da toplumun menfaatine olan bir gelişmedir. Desteklemek bence burada birinci şeydir ve aktif olarak katılarak desteklemektir. O günkü etkinlik herkesin mutlu olacağı ve güzel bir hafta sonu geçireceği bir etkinlik olacak.

Muhasebeciler Odası’nda saat 14:00’da bir sunum olacak ve kitap ile ilgili kısa bir tanıtım olacak. Ayrıntıları veremeyiz tabii ki, o zaman kitap okunmuş gibi olur. Ondan sonra da gençler müzik yapacaklar. Yani güzel bir etkinlik olacak. Evet, bu kitap için heyecanlıyım. Üçüncü çocuk hatta Elif’den sonra dördüncü çocuk. Ben şimdi bir kadının çocuk doğurma meselesini daha iyi anlayabiliyorum çünkü bu kitabın yazılıp çıkması da çocuğun doğması gibi bir şey. Uzun süre bir emek veriyorsunuz onu yazıyorsunuz düzeltiyorsunuz, besliyorsunuz yani onu beslemek süt içirmek gibi bir şey. En son kitap ortaya çıktığında çocuk da doğduğunda hemen hemen aynı şey oluyor, çok önemli bir şey bu.

Başka söylemek isteyeceğiniz şeyler var mı?

Bütün herkesi davet ediyorum; desteklemeye, katılmaya. Hem siyasi partiler hem de ülkenin siyasi durumu açısından neden ve sonuçları irdeleyebilmemiz için kaynaklara ihtiyacımız var. O kaynakları bulup getiren birileri varsa onlara sahip çıkmamız lazım. Ben mesela kendi adıma hala okumaya ve öğrenmeye devam ediyorum. Sokrates’in çok önemli bir söz var “bildiğim tek şey hiçbir şey bilmediğimdir.”

Bugüne kadar yazdığınız köşe yazılarından oluşturduğunuz bir kitap yayınlamayı düşünür müsünüz?

Düşünmüyorum çünkü bunu çok doğru bulmuyorum. 2000 ‘e yakın köşe yazım olmuştur. Bunlardan belki birkaç kitap da çıkabilir ama köşe yazısı köşe için yazılmış bir yazı. Orada şu olabilir. O dönemlere ait tespitler gerçekleşmişse bunların orada belge gibi kalması güzel bir şey.ama benim öncelikli hedeflerimde başka şeyler var. Şu an onu düşünmüyorum.

Vermek istediğiniz mesajlar nelerdir?

Herkes , sorumluluğu kendi üzerine almak zorumda. Toplum geriye gidiyor. Ben burada toplumun daha çağdaş olmasını istiyorum ama toplum bunu yapmıyor. Böyle olunca da geriye gidiş hızla devam ediyor. Herkesin kendi çapında bir şeyler yapması en önemlisi de insan kazanması önemlidir. Cumhuriyetin nasıl 1923’ den sonra Atatürk tarafından ve devamında oluşturulmuşsa bugün yapılanda o Cumhuriyet karşıtlarının da insan malzemesi oluşturma sürecini yaşıyoruz. Buna karşı herkesin bireysel olarak yapacakları çok önemli şeyler var. Siyasi partilerin çalışmaları yani açıkçası çok iyi değil. Siyasi partiler ne yazık ki günlük siyaset, o günkü gündemle ilgili şeyler yapıyorlar. Oysa ki, parti içi örgütlenmeler birebir insan çalışmasıyla mümkün olabilir. Bence herkesin bu konuda üzerine düşen görev , sorumluluk almaktır.

Gençlere vermek istediğiniz mesajlar var mı?

Bence yetersiz. Çünkü büyükler gençleri anlamıyor, gençlerde bizim anlattıklarımızdan farklı bir algıya sahipler. Tabii toplumunda mevcut durumu, sosyo ekonomik durumu. Demokrasinin olmaması, işsizlik, siyasi baskılar. Bunların hepsi bir araya geldiğinde de gençliğin siyasete motive olması birazcık aralanıyor. Bunu  daraltacak olan, siyasi mücadeleyi öne çıkarmak ve daha yüksek mücadele tonlarında hareket etmek lazım. Gençler durağan siyasetle ilgilenmezler. Gençler dinamiktir, enerjiktir, delikanlıdır, daha çıkarsızdır, samimidir ama o işin içine girdiğinde de gördüğü en ufak bir yanlışla da kopar gider.Bu dengeyi sağlamak çok iyi lazım. Gençlere tabii ki tecrübelerimizi aktarmamız lazım. Onlara destek olmak lazım. Onlara tutarlı muhalefet yapmak lazım. Eğer sizin muhalefetiniz tutarlı değilse gençler size itibar etmez. Tutarlı olmak zorundasınız.

Gezi Parkı bunun için bir örnek mi?

Tabii ki çok önemli bir örnek. Gençliği örgütleyemezseniz; gençliği yürütemezsiniz, yönetemezsiniz ya da gençlik sizinle birlikte olmaz. Sadece CHP için değil bütün sosyalist partilerde de gençlik örgütleri yok denecek kadar az. AKP’nin gençlik örgütü var ama AKP’nin gençlik örgütü de iktidarın nimetlerinden yararlanmak için oluşturulmuş bir gençlik örgütü. Burada şöyle olumlu bir çelişki var, CHP yeni seçmenden ve gençlerden oy alıyor ama onları örgütleyemiyor, sorun burada. Mesela bakıyorsunuz bütün ilçelerde ben dolaştığım için biliyorum. gençlik kolları var ama görüşelim arkadaşlarla dediğimizde kimse yok hepsi kağıt üstünde. Gençlik yok. Kadın kolları biraz daha aktif biraz daha canlı. Ben bununla da ilgili bir kitap yazmayı düşünüyorum malzemelerimin ve alt yapılarımın hepsi hazır. Gençlikle ilgili gençliğin örgütlenmesiyle ilgili bir takım veriler var. Onları öncelikle iyi öğrenmeniz bilmeniz ve ona göre hareket etmeniz lazım. Bunun yolunu yöntemini anlamak ve anlatmak çok zor değil. Ben esas itibariyle gençliğin ve kadınların bir partinin kolları olarak değil, bağımsız örgütler olmasından yanayım. CHP için şunu önerebilirim; Demokratik Halkçı Gençlik, MHP’nin Ülkücü Gençliği var mesela. Ülkücü Gençliğin parti ile doğrudan bir bağı yok resmi anlamda. Onun gençlik kolu gibi ama resmi anlamda bir bağı yok. Gençler özgür olacaklar, gençler kafasında bir şey yapmayı düşünürken il başkanının ya da ilçe başkanının kendisine ne diyip ne demeyeceğini, onun baskısını hissetmemeli. Onu hissettiği zaman o işi yapamaz zaten. Onun için de bağımsız olmalı. Bağımsız olduğu sürece onun amiri pozisyonundakiler de onlara daha saygılı ve daha dikkatli yaklaşmalı.

O zaman lider yetiştirme konusu da daha basit kazanılabilir katılabilir.

Tabii ki kadro yetiştirmek çok önemli. CHP’nin eğitim çalışmaları var. Bu eğitim çalışmaları içerisinde klasik, bildiğimiz, ilköğretim gibi bir şey var. Olması gerekiyor yapılsın ama kadro yetiştirmeye ilişkin kadro eğitimi yok. Bu da gençlerde ve sürekli olması gereken bir eğitim. Bunlarla ilgili ben iki tane Kurumsal Çalışma Raporu ve Gençlik Raporu olarak genel başkana da bunu sunmuştum.

Son olarak söylemek istedikleriniz nelerdir?

Size teşekkür ediyorum. Ayrıca gençliğin ve kadın hareketinin çünkü bakın bütün başarılı partilerin arkasında önemli ölçüde kadınlar vardır. Bugün AKP’nin geldiği noktada da HDP’nin geldiği noktada da kadınların çok  büyük payı var. CHP’nin de kadınları var, ciddi kadınları var, CHP de çalışıyor ama CHP’de yerine oturmayan bir takım şeyler var, onların yerine oturması lazım.

Haber Editörü : Tüm Yazıları
Yorumlara Kapalı