Yenileniyor
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyon
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkari
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • İstanbul
  • İzmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • K.Maraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce
%1,11
BIST 94.541
%0,08
Dolar 4,7337
%0,01
Euro 5,4926
%0,23
Altın 195,11
Limak REKLAM

ŞİMDİ HER ŞEY VAR DA…

16 defa okundu kategorisinde, 31 Mar 2017 - 00:17 tarihinde yayınlandı
ŞİMDİ HER ŞEY VAR DA…

ERDEN BALIBEK

Bir yerde oturuyorum. Yan masadaki genç, kendi kendine konuşuyor. Sesi bir alçalıyor, bir yükseliyor.  Arada bir gülüyor. Dikkat çekici bir durum.  Bakınca, telefonda konuştuğunu anlıyorum. Onun gibi kulağına kulaklık takmış biri daha var. Sanıyorum o da müzik dinliyor. Bunlar beni yıllar öncesine götürüyor.  Çocukluğum, gençliğimi düşünüyorum bir an. O günlerde bunlar hayal ötesi şeylerdi. Sadece bunlar mı?

Biz, gaz lambası dönemini yaşamış insanlarız. Mum ışığını da biliriz. Evlerde su olmadığından sokak başındaki çeşmeden az mı su taşıdık kovalarla. İçme suyu da öyle. Testilerle “Yeni su”ya gider, sıraya girer, saatlerce beklerdik testimizi doldurabilmek için.

Tüm alışverişimizi mahalledeki “Bakkal amca”dan yapardık. Aldığımız her şey kesekağıdına konurdu. Peşin para yoktu, “veresiye defteri” vardı küçücük. Alınanlar oraya yazılır, aybaşında hesap kesilirdi. Lambaya koyacağımız gazyağını bile oradan alırdık.

O gazyağı, yemeği pişirdiğimiz gaz ocaklarının da yakıtıydı. Gaz ocakları iki türlüydü; ya pompalı ya da fitilli. Gazı koyduktan sonra pompayı beş on kez iter, sonra yakardık ocağı. Ateşi daha güçlüydü fitilliye göre. Bir de ispirto ocakları vardı daha küçük. Yumurta kaynatmak, babalarımızın tıraş suyunu ısıtmak için birebirdi.

Annelerimiz neler çekerdi çamaşır yıkamak için. Önce koca kazanlarda su kaynatılır, çivit-soda yardımıyla çamaşırlar bu kaynar suda yıkanır, “tokaç”larla dakikalarca dövülerek kirlerinden arındırılırdı. Kül bile kullanılırdı çamaşır temizliğinde. Evlerin tabanlarındaki tahta döşemeler, arap sabunuyla silinir, tahta fırçalarıyla temizlenirdi. Çok zor, zahmetli işlerdi bunlar.

Şimdiki gibi buzdolapları nerde! Tel dolaplardı evin lüksü. Yiyecekler orada tutulurdu. Yaz aylarında suyu soğutmak için testiler, karpuzlar da sepetlerle kuyuya sarkıtılırdı. Kışın ısınma aracımız sobaydı. Sac soba, döküm soba, sonraları çıkan kovalı soba ve maşıngalar. Soba zamanı gelmeden evler bir süre mangallarla ısıtılırdı. Ne güzel olurdu mangal başında oturup ellerimizi ısıtmak.

Burunlu “salon” otobüsleri vardı o zamanlar. Yakın yerlere “kaptıkaçtı” ya da yaylı arabalarla gidilirdi. Karpuz kavunu at arabasından topluca alırdık ya da eşek yükünden. Evlerde hazırlanan ekmekler mahalle fırınında pişirilirdi. Her mahallede terziler vardı gömleğimizi, elbisemizi diken.

Daha neler geçti aklımdan yandaki genç telefon aracılığı ile konuşurken. Şimdi her işi yapan araç-gereçler var. Hem de en akıllısından! Yorulmak yok, zaman harcamak yok, hatta düşünmek yok. O araç gereçler sizin adınıza düşünüyor, ölçüyor, biçiyor, gerekeni yapıyor.

Ama yine de bizim canımız sıkılıyor. Kendimize sorunlar yaratıyoruz, onlarla boğuşuyoruz. Dostluk, arkadaşlık, komşuluk kavramlarından gittikçe uzaklaşıyoruz. Kalabalıklar içinde yalnız yaşıyoruz. Sevginin sadece adı var. Soralım kendimize: Mutlu muyuz?

Haber Editörü : Tüm Yazıları
Yorumlara Kapalı