Yenileniyor
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyon
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkari
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • İstanbul
  • İzmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • K.Maraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce
%1,59
BIST 99.547
%-0,28
Dolar 6,1351
%-0,11
Euro 7,2262
%-0,11
Altın 236,86
REKLAM

SİSİFOS HİKÂYESİ

113 defa okundu kategorisinde, 14 Mar 2018 - 08:02 tarihinde yayınlandı
SİSİFOS HİKÂYESİ

BİLGİ GÜNCESİ – 146   

Sisifos, Homeros`a göre ölümlülerin en bilgesiydi. Tanrıları kızdırması sonucu ona müthiş bir ceza vermişler. Sisifos; çapı bir insan boyunu geçen, silindir biçiminde olan, büyük, uzun, yuvarlak, mermer bir taşı itip-omuzlayıp, yüksek, dik ve çıplak bir dağın tepesine çıkaracaktı.

Yunan mitolojisinin en önemli karakterlerinden olan Sisifos (Sisyphos), Korinthos’un (Korint ya da Korinth) kralı olurken, lanetlenmiş ilk insan olduğu da rivayetler arasında yer almaktadır. Sonsuza kadar büyükçe bir kayayı Olimpos Dağı’nın tepesine kadar taşımak cezasına çarptırılan Sisifos, tam tepeye ulaştığından kaya elinden kaçmakta ve her şeye yeniden başlamak zorunda kalmaktadır.

Çünkü Zeus, sırları ortaya dökülünce öfkelenip Sisifos’u cezalandırmıştı!

Sisyphos tanrı-ırmak Asopos’a, kızı Aigina’nın Zeus tarafından kaçırılmış olduğunu söyler. Zeus’un bu sırrını vermesine karşılık olarak kalesi içinde bir pınarın akıtılmasını sağlar. Bu sırrının verilmesine çok öfkelenen Zeus, ölüm meleği Thanatos’u göndererek Sisyphos’u cehennemde zincire vurmasını ister. Sisyphos, büyük bir kurnazlıkla kendisini zincirlemeye gelen Thanatos’u zincire vurur ve Hades’i tehdit eder. Bu durum hiçbir insanın ölememesine yol açar ve kargaşa yaratır. Bunun üzerine, rakipleri ölmediği için yaptığı savaşlardan keyif alamayan ve canı sıkılan Ares ve Zeus; Thanatos’u zincirlerinden kurtarmak için müdahale eder. Sisyphos Ölüler Ülkesine götürülür ama kaderine katlanmak istemez. Karısından ölmeden önce kendisine cenaze töreni yapmamasını istemiştir. Törensizliği hoş karşılamayan Hades, dinsiz karısını cezalandırması için Sisyphos’un yeryüzüne dönme önerisini kabul eder… Sisyphos, kralı olduğu Korint’e varır ama artık geri dönmeyi reddeder. Sonunda Hermes tarafından Yeraltı Dünyası’na geri götürülür.

Homeros bu durumu şöyle anlatır: “Sisyphus’u gördüm, korkunç işkenceler çekerken; yakalamış iki avucuyla kocaman bir kayayı ve de kollarıyla bacaklarıyla dayanmıştı kayaya, habire itiyordu onu bir tepeye doğru, işte kaya tepeye vardı varacak, işte tamam, ama tepeye varmasına bir parmak kala, bir güç itiyordu onu tepeden gerisin geri, aşağıya kadar yuvarlanıyordu yeniden baş belası kaya, o da yeniden itiyordu kayayı, kan ter içinde…” 

Bu cezanın anlamsız veya bitmek tükenmek bilmeyen işler veya bilginin peşinde boşa çaba harcayan bir insanı sembolize ettiği kabul edilir ve İngilizce Sisyphean olarak tanımlanır.

Bazı görüşlere göre; eğer Sisyphus yenilir ve acı çekmeye devam ederse bu tanrıların zaferi olur ancak o direniş gösterir ve zafer onun olur. “Ne zaman olacağı belirsiz bir kurtuluş umuduna bel bağlamak yerine, bu işkencenin sonsuza kadar süreceği gerçeğiyle yüzleşen ve bu kaderini kabul edip aşağı inerek taşı tekrar yukarı çıkartmaya başlayan Sisyphus, bir kahramandır artık. Bu boyun eğme değil, başkaldırıdır.” (Berk Yüksel).

Saçmayı ve uyumsuzu anlatan Sisifos Söyleni (Le Mythe de Sisyphe), Fransız yazar Albert Camus’nün II. Dünya Savaşı ortasında 1942 yılında yayımlanan deneme kitabıdır. Albert Camus’ye göre Sisifos’un kayayı tepeye kadar taşıyıp tam tepeye gelince kayanın geri yuvarlanması halini yani bu kısır döngüyü trajik yapan Sisifos’un her deneyişinin ardından kayanın tekrar düşeceğini bile bile taşı dağın tepesine çıkarmaya gayret etmesidir. Camus Tanrıların bu cezasını aslında “saçma” olarak kabul etmez, en büyük uyumsuz kahraman Sisifos üzerine “saçma”nın farkındalığının tarihsel gelişimini anlatır. Camus, saçmalığa pes etmeyen Sisifos’un içinde bulunduğu cezalandırma durumuna sonsuza kadar çare bulamayacağını bilir.  Fakat saçmanın geriletilebileceğinin farkındadır. Bu yüzden “tepelere doğru tek başına didinmek bile bir insanın yüreğini doldurmaya yeter. ” der. Albert Camus, insanın yaşamın anlamsızlığına ve tüm baskılarına rağmen direnmek zorunda olduğuna dikkat çeker.

“Acı başlangıçtadır, kayayı dağın tepesine çıkarmaya uğraşmak, keder ve üzüntü verir, bu kayanın zaferidir” der Albert Camus. Ancak başarma isteğiyle, umutla da kaya çıkarılabilir tepeye. Sisifos’u bu umutsuz döngü içerisinde farklı kılan kazanmak için önce yazgısını kabullenmesi. Acı içinde kıvransa Tanrılar kazanmış olacaktı.Kafa tuttu tanrılara, kayayı acı ile değil umutla taşıdı her defasında tepeye.Kimseden yardım almadan, kimseye ihtiyaç duymadan kazanmıştı Sisifos kendi zaferini.

Kayasından daha güçlüydü Sisifos. Bu bir teslim olma değil, bir başkaldırıydı aslında…Kendi hayatımızda da sıkıntılarla birlikte bir çok şeyi yeniden yeniden yaşıyoruz.Hayat; keder, acı, sevinç ve umutların toplamıdır…“Sabır, hiç yüzünü ekşitmeden acıyı yudum yudum içine sindirmektir”.Sabreden eninde sonunda kazanır.Kendi kayamızdan güçlü olmalıyız.

Gizem ŞAHAN blogunda konuyu günlük hayatımız cephesinden değerlendirirken şöyle ifade ediyor. “Her sabah yataktan kalkarken kendine bak, banyoya gidişine, yüzünü yıkayıp traş oluşuna, makyaj yapışına… Servise yetişme çabana, serviste 20 dakika uyuyup, uykunun en tatlı yerinde inmek zorunda oluşuna, X-rayden geçiş sırasına, turnikelere, asansörlere… Etrafına da bak lütfen… Ne görüyorsun? İnsanlar mutlu mu yoksa değil mi?

İş deyip geçme lütfen çok önemli ne yaptığın. Küçükken bize “ne yapıyorsun?” diye sorduklarında, “oyun oynuyorum, görmüyor musun?” diye cevap verirdik, büyüyüp üniversiteye başladığımızda “ne yapıyorsun?” sorusuna genelde okuduğumuz okulu ve bölümü söylemeye başladık. Şimdilerde ise bu soruya genelde yaptığımız işi söyleyerek yanıt veriyoruz.

Aslında sorunun anlamı bu olmasa da otomatik olarak bu cevapları veriyoruz değil mi? Neden? Çünkü kendi kimliğimizi artık işlerimizle özdeşleştirip tanımlıyoruz. Bir nevi “kimlik mühendisliği” bu yaptığımız.

Çoğu kişiyle konuşurken şunu fark ediyorum ki ne istemediğimizi biliyoruz, fakat konu ne istediğimize gelince “kafam çok karışık” “karar veremiyorum” noktasında tıkanıp kalıyoruz. Çünkü elimizde olmayanın ve gelecekteki potansiyelin değeri şu an sahip olduğumuzdakilerden daha çekici geliyor bize.”

Abraham Maslow diyor ki “Eğer bile bile gücünüz yettiğinden daha azını olmayı planlıyorsanız; sizi uyarırım, hayatınızın geri kalan kısmında mutsuz olacaksınız. Kendi yeteneklerinizden ve olanaklarınızdan kaçıyor olacaksınız.”

Nigel Marsh iş – yaşam dengesi konusunda yaptığı bir konuşmada özetle şöyle diyor; “İş yaşamınıza ait sorunlarınızı şirketler ya da hükümetler çözmeyecek. Kendi hayatınızı kendiniz düzenlemezseniz bunu sizin adınıza birisi yapar ve bu her zaman hoşunuza gitmeyebilir.”

İşin aslı şu; her gün kayayı dağın tepesine çıkartamaya adanmış bir ömür ve bunu değiştirmeye niyeti ve / veya gücü olmayan insanlığın bu döngüden kurtulma konusundaki isteksizliği, içinde bulunduğumuz “uyumsuz” yaşamı nerede ise zorunlu hale getirmektedir.

 

 

 

Haber Editörü : Tüm Yazıları
Yorumlara Kapalı