Yenileniyor
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyon
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkari
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • İstanbul
  • İzmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • K.Maraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce
%0,64
BIST 96.026
%0,44
Dolar 5,3579
%0,64
Euro 6,1214
%0,47
Altın 222,91
REKLAM

STRONSİYUM ŞEREFİNE!

11 defa okundu kategorisinde, 11 Oca 2019 - 03:09 tarihinde yayınlandı
STRONSİYUM ŞEREFİNE!


Türkiye’de normal şekilde yani yaşlılık sebebiyle eceli gelerek ölen sayısı hızla azalırken; hastalık, kaza, cinayet, afet gibi sebeplere bağlı ölümler sürekli artıyor.
Artık normal ölmek bile şansa kalmış halde.
Son yıllarda patlayan çeşit çeşit kanser vakası bile sağlığımızın ne hale geldiğinin görünen bir göstergesi.
Her tür zararlı ve kanser yapıcı etkenle karşı karşıyayız, Avrupa’nın veya ABD’nin veya Rusya’nın yasakladığı, dönüp de yüzüne bakmadığı pek çok ürün bizde serbest.
Taaaa Çernobil olayını hatırlayın…
Ne demişti zamanın bakanı, radyoaktif serpme ile Karadeniz bölgesindeki çayın tehlikede olduğu iddialarına?
“Ben çay içiyorum, bir şey olmaz, siz de içebilirsiniz.”
Ne bilimsel bir yaklaşımdı bu.
İşte o yüzden şimdi çevremizde duyduğumuz en yüksek ölüm sebebi; kanser.
Yapıştı mı üç ayda bile götürüyor insanı.
Ki ülkemizde artık kanser olmamak bile mucize hale geldi.
Bursa Teknik Üniversitesi Çevre Mühendisliği’nden akademisyenler bir araştırma yapmış.
43 farklı markadaki içme suları analiz edilmiş.
16 farklı ağır metal inceleme sonuçlarından baryum, kurşun ve stronsiyum gibi ağır metaller çıkmış.
Bazı markalarda, ağır metal değeri, olması gerekenden yüzlerce kat fazla çıkarken bir su örneğinde ise sekiz kat fazla kurşun çıkmış.
Lıkır lıkır ölüm…
Kimya Mühendisleri, bu oranlarda ağır metal bulunan suların ancak kullanma suyu olarak kullanılabileceğini belirtirken gazetenin manşeti de o hususa dikkat çekmiş zaten:
“Bu suyla duş bile alınmaz!”
Peki sonuç?
İçmeye devam.
Önümüz arkamız sağımız solumuz sobe; kanser geldi acep niye?..
Peki denetim ne boyutta?..
Kimya Mühendisleri Odası, bu araştırma sonuçlarının akabinde ambalajlı sularda korkunç derecede denetimsizlik olduğuna dikkat çekerek standartlara aykırı üretim yapan firma ruhsatlarının acilen iptal edilmesi gerektiğinin altını çizmiş.
Söylemesine gerek var mı?..
Denetimsizliğin olduğu yerde ne olduğu bilinen bir şey değil mi?..
Para için her şeyin mübah olduğu topraklarda yaşamıyor muyuz?..
Peki markalı sularda denetim niye olması gerektiği gibi değil?..
Ve dolayısıyla diğer soru geliyor:
Denetim kimin görevi?..
Niçin denetim yapılmaz?..
“Duş bile alınmaz” denilen suları lıkır lıkır içtiğimize göre…
Denetim de yapmıyorsanız açıklayın markaları, bilsin toplum; kendi denetimini yapsın; satın almasın onları…
Ne demek yüzlerce kat fazla ağır metal çıkması?..
Su bu.
Olmazsa olmaz.
Su ile kanser olmak ancak plastiğinden mümkün olur diye düşünür ve plastikten su içmeye bile zor eli giderken vatandaşın; meğer dahası varmış… Bizatihi su baryumluymuş, kurşunluymuş, stronsiyumluymuş; plastikten kaçıp cam şişe alsan n’olacak?
Denetim neden yok?..
Nasıl oluyor bu pervasızlık?..
Denetimi yapan kim?..
Su içerken kadeh dolduralım o zaman: Stronsiyum şerefine! ! !

Haber Editörü : Tüm Yazıları
Yorumlara Kapalı