Yenileniyor
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyon
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkari
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • İstanbul
  • İzmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • K.Maraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce
%1,16
BIST 94.082
%-0,31
Dolar 4,7910
%0,16
Euro 5,6122
%0,33
Altın 189,69
Limak REKLAM

TİRE’DEN BİR HEKİM: TABİP ŞÂNİZÂDE

38 defa okundu kategorisinde, 14 Kas 2017 - 00:02 tarihinde yayınlandı
TİRE’DEN BİR HEKİM: TABİP ŞÂNİZÂDE

Şânizâde Mehmet Atâullah Efendi (1771) İstanbul-1826 Tire) XIX. Yüzyıl Türkiye’sinin yetiştirdiği değerli bir tabip ve bilginimizdir. Basılmış ilk tıp kitabının yazarıdır. Kendisi Doğu ve Batı kültürünü hakkıyla benimsemiş bir kişidir.

 

İbni Sina ve Nizami gibi büyük Doğu bilginlerinin geleneğine uymuş Peygamberimizle ehl-i beytine saygı işareti olmak üzere 5 kitaptan ibaret (Hamse-i Şânizâde)yi yazmıştır. Bu kitaplar tıp alanında zamanın büyük bir ihtiyacını karşılamıştır.

 

Büyük hekim Batı Tıbbiyle de yakından ilgilenmiştir, örneğin Jenner’in (1749-1832)çiçek aşısı eserini yayınından 3 yıl sonra dilimize çevirmiştir.

 

Hekimlik alanında akranlarının çok üstünde, politika ve cerbeze alanında ise akranlarının altında olduğu anlaşılan Şânizâde Hekimbaşı olamamış Kasım 1819 da Devrin Padişahı tarafından Devlet Tarihçiliğine (Vakavünisliğe)getirilmiştir. Cevdet Paşa Tarihinin cilt 2 sayfa 15 ve 76’da diyor ki:”…Hekimbaşı Mesut Efendinin azlinde yerine Şânizâde varken başkasının tayini nabeca (yersiz)ise de Mustafa Behçet Efendi mukaddema (daha önce) hekimbaşılıkta bulunmasından ve âdabı meclise vakıf olmasından dolayı şairlerine tercih kılındı. Şânizâde alelhusus ilmi tıpta olan mâlumat  ve mahareti o asra (o yüzyıla) göre fevkaladeydi. O zaman  İstanbul’da sahihen reisi etibba (gerçekten hekimbaşı) idi.”

 

Mesut Efendinin  azliyle açılan Hekimbaşılık  Makamına da tekrar Mustafa Behçet Efendi getirildi.

 

Bu tâyinler üzerine şair Keçecizade İzzet Molla (Sadrazam Dr. Fuat Paşanın babası), Behçet Efendinin Fransızların Mısır’ı istilâsı  üzerine yazılan (Tarih-i Ceberti) çevirisine de göz atarak”… Erkânı Devletin haline bak, bir müverrihi Hekimbaşı ve Başhekimi Vakanüvis ettiler…”demiştir.

 

İzzet Molla’nın bu esprili sözlerini  bazı çıkarcılar Şânizâdeye mal etmişler, ayrıca lâf getirip götürerek Şânizâdenin sözde “…Behçet Efendi Hekimbaşı ise ben de Başhekimim…”dediğini etrafa yaymışlardır. Neticede iki devlet adamının arası açılmıştır.

 

Bunun üzerine Şânizâde 15 safer 1241 (Eylül 1825) de vakanüvislik’ten azledilmiş (hayırlı vakadan) sonra üyesi olduğu Beşiktaş’taki ilmi cemiyet âzası Bektaşilik suçuyla birer birer sürgün edilirken kendisi de İzmir’in Tire ilçesine sürülmüştür.

 

Tire’de Kösemihal oğullarından yerli zengin ve bilginlerden müderris Hacı Ahmet Reşit Efendinin evinde misafir kalmıştır.

 

Tire’deki ikametinin ikinci ayında Sultan Mahmut tarafından affa uğramış fakat af haberini bildirmeye gelenlerin kasıtlı olarak: – Efendinin itlafına  (öldürülmesine) ferman getirdik demeleri Şânizâde’de büyük bir heyecan yaratmış halecana kapılmış gelenler sözlerini değiştirerek “-itlafına değil, itlakına(affına) ferman getirdik” demelerine rağmen olduğu  yere yıkılmış bir hafta sonra 5 Ağustos 1826 günü hayata gözlerini kapamıştır. Cenazesi hazin bir törenle kışla meydanındaki, kabristana gömülmüştür. Hacı Reşit Efendinin oğlu Lütfü Efendi tarafından yaptırılan kabri 1332 (1916) yılına kadar yerinde kalmış sonra yola gitmiştir.

 

Profesör Dr. Feridun Nafiz Uzluk 1931 yılında Şânizâdeyle  ilgilenmiş mezarı hakkında araştırmalar yapmış, mezarın yola gittiği taşının dahi meydanda olmadığı ortaya çıkmış, uzun araştırmalardan sonra kaza nüfus memuru Faik Bey eliyle bir ormanda bulunan mezar taşı müzeye kaldırılmıştır. Mezar  taşında şunlar yazılıdır:

 

Müyesser oldu bana şahadet

 

İlâhi sen nasip eyle saadet

 

Bulalım ta ki Resulünden şefaat.

 

Şânizâde Mehmet Ataullah Efendi ba emri ali Tire’ye memur iken merhum oldu.

 

1242 Hicri Sene.

Haber Editörü : Tüm Yazıları
Yorumlara Kapalı