Yenileniyor
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyon
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkari
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • İstanbul
  • İzmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • K.Maraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce
%1,16
BIST 94.082
%-0,31
Dolar 4,7910
%0,16
Euro 5,6122
%0,33
Altın 189,69
Limak REKLAM

TOPLUMSAL İHTİYAÇLAR VE ANAYASA

39 defa okundu kategorisinde, 31 Mar 2017 - 00:08 tarihinde yayınlandı
TOPLUMSAL İHTİYAÇLAR VE ANAYASA

KONUK KALEM

Dr. İbrahim Ö. KABOĞLU

Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi – Anayasa Hukuku Öğretim Üyesi

TOPLUMSAL İHTİYAÇLAR VE ANAYASA

İbrahim Ö. Kaboğlu
“Anayasa değişikliği ile çevre arasında nasıl bir ilişki var?” diye soruyordu Artvinliler 7 Mart akşamı.
“Anayasa değişikliği ile Kürt sorunu arasında bir ilişki var mı? Kürtler, bu Anayasa değişikliğin neresinde?”  vb sorular, Diyarbakırlılardan, 17 Mart günü.
Daha genel olarak, “bu Anayasa değişikliği, hangi toplumsal ihtiyaçlardan kaynaklanmakta veya hangi gereksinimlere yanıt verecek?” sorgulamasını yapıyor yurttaşlar, Türkiye’nin Kuzeybatısından Güneydoğusuna Kuzeydoğusundan Güneybatısına.
Cuma (Diyarbakır), Cumartesi (İzmir) ve Pazar (Balıkesir ve Bursa): üç günde dört kent ve beş konuşma.
SORULARDA ORTAK PAYDA
“Anayasal bilgilenme hakkı” ereğinde yapılan bu toplantılar, Anayasa değişikliği sürecinde bilinmeyenlerin ağırlıkta olduğunu gösteriyor:  Neden Anayasa OHAL’de değiştiriliyor? Anayasa değişikliği ile OHAL KHK’leri ile yapılan ihraçlar arasında nasıl bir ilişki var? Cumhurbaşkanı kararnameleri hangi alanlarda düzenleme yapabilecek ve bu tür yetkiler başka ülkelerde var mı? Sorumluluk ve hesap verebilirlik, nasıl düzenleniyor? Sandık güvenliği nasıl sağlanacak? Bu Anayasa değişikliğinin sahibi kim? Bununla kurulmak istenen rejimin adı nedir? Ve daha birçok soru…
Soru ve sorgulamalar zincirinde öne çıkanlar, “meşruluk ve geçerlilik”, “tepki” ve “kaygı” olmak üzere üç başlıkta gruplandırılabilir:
-Demokratik meşruluk ve hukuki geçerliliği: Süreç bakımından; serbest bir halkoylaması ortamının yokluğu ile demokratik meşruluk arasında bağ kurularak, Anayasa halkoylamasının İnsan Hakları Avrupa Mahkemesince ile iptal edilebilirliği sorgulanıyor.
-Tepki: Anayasa kampanyası adına, Külliye-Hükümetçe ve güdümlerinde  yürütülen çalışmalara ve tarzına yoğun tepkiler var. Propaganda yasaklarının delinmesi ve halkın cebinden çıkan paranın harcanmasına, hayır ve terörizm özdeşleştirmesine duyulan tepki ve öfke yaygın.
-Kaygı: Demokratik meşruluk ve hukuki geçerlilik sorgulaması eşliğinde gelişen “hayır” tepkisi, kuşkusuz 17 Nisan sabahı  ve sonrası ne olacak?  kaygısını ortadan kaldırmıyor.

BÜYÜK KIRILMA MI?
16 Nisan oylamasında “evet” çıkması durumunda, anayasal ve siyasal birikim bakımından tarihimizde  en büyük kırılmayı yaratacağı görüşü paylaşılıyor. Haliyle, bu olasılık karşısında,  “demokratik mücadele” yi nasıl örgütlemek gerektiği sorgulanıyor.
YOKSA DEMOKRATİK DEVRİM Mİ?
“Hayır”lı sonuç ise, Türkiye tarihinin en büyük  “demokratik  devrimi” yaşanacak: Bir yanda, “Külliye+Hükümet+bazı siyasal partiler ve onların baskı ve güdümündeki devletin bütün yapıları eşliğindeki şiddet araçları/medya tekeli”; öte yanda, “hayır” seçeneğini kullanma eğilimine sahip oldukları için “resmen” terörist olarak ilan edilen “halk”. Halk, sivil toplum örgütleri ve demokratik kitle kuruluşları eşliğinde kayda değer taban çalışmaları yürütmekte…
SAVAŞ DEĞİL, BARIŞ PROJESİ
Anayasayı bir tür “savaş projesi” olarak dayatanlar ile, ülke ve toplumun bugünü ve geleceği için bir “barış projesi” olarak sunanların karşı karşıya geldiği  ortam ve koşullarda,  sonuçtan çok elde edilen yüzdeler öne çıkacak. Hayır ve evetler arasındaki fark, sayı olarak hesap edilse de,  evet ve hayır oylarının değeri eşit olmayacak. Bu nedenle, “insan hakları, demokrasi ve hukuk devleti” söylemi, sonuçtan bağımsız olarak, barış projesini kazançlı çıkaracak.
Çünkü, gündemdeki Anayasa  değişikliği, bir toplumsal ihtiyaçtan kaynaklanmadığı gibi, usul ve yöntem de Anayasa’ya aykırı; hedefin meşruluğu ise, en büyük soru işareti…
Sonuç olarak; beş  toplantı sırasında muhatap olduğum sorular  ile İzmir’de, Gazeteci M.Giustino’nun sorusuna verdiğim yanıt, süreci özetliyor: Ben OHAL KHK’si ile ihraç edilmeyi kişisel sorun olarak değerlendirmiyorum. Ana sorun; Osmanlı modernleşmesi ve Türkiye Cumhuriyeti ile oluşan siyasal ve anayasal birikimi (halkın özgeçmişi) yok etme iradesi. Bir gece yarısı –ve üstelik yok hükmündeki kararname ile- bilim emekçilerinin özgeçmişlerini silme ise, “büyük proje”nin bir parçası.(ORTAKSÖZ “Ortak İyi İçin” /20.03.2017)

Haber Editörü : Tüm Yazıları
Yorumlara Kapalı