Yenileniyor
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyon
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkari
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • İstanbul
  • İzmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • K.Maraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce
%-0,53
BIST 95.522
%0,22
Dolar 5,7263
%0,32
Euro 6,3591
%0,22
Altın 276,59
REKLAM

YENGEÇ SEPETİ SENDROMU

123 defa okundu kategorisinde, 15 May 2019 - 07:40 tarihinde yayınlandı
YENGEÇ SEPETİ SENDROMU

BİLGİ GÜNCESİ – 206

15.05. 2019 

Kumsalda yürüyen bir adam, avlanan balıkçıya yaklaştığında kova içerisindeki yakalanmış yengeçleri görür. Kovanın üstü açıktır, kapağı yoktur. Bu durum onu şaşırtır, çünkü yengeçlerin kaçabileceğini düşünür. Balıkçıya sorduğunda “Evet, tek bir yengeç olsaydı, kesinlikle kaçardı. Ancak, pek çok yengeç varsa, biri kaçmaya çalıştığında diğerleri onu yakalar, kaçamayacağından emin olur, geri kalanlar da aynı kaderi yaşarlar.” yanıtını alır. Tek yengeç kapaksız kovadan rahatlıkla çıkabilirken sayı arttıkça kaçış imkânsızlaşır. Çünkü birbirlerini yukarı itmek yerine, aşağı çekerek engellerler. Sonunda kimse kazanamaz. Bu durum, Yengeç Sepeti Sendromu’nun çıkış noktasıdır.

Filipinliler arasında popüler olan kavram, ilk olarak aktivist yazar Ninotchka Rosca tarafından kullanılıyor. “Ben sahip değilsem, sen de olamazsın.”, “Ben başaramıyorsam, sen de başaramazsın.” anlayışını ifade eder. Bazı insanlar, bencilce davranarak hırslarını ön plana alarak başarmanın yolunun başkalarını geride tutmak olduğunu düşünürler. Kendileri ulaşamıyorsa, sizin de hayalleriniz, hedefleriniz uzak olmalıdır. İstekleri budur. Rekabetçi duygularla, hasetlik ve kıskançlıkla çabalarınızı sabote etmeye çalışırlar.

Yengeç zihniyetine sahip kişiler, gruplarında diğerlerini aşarak başarılı üyelerin önemini azaltmayı hedeflerler. Onlar başarısızken başkalarının başarısını izlemek yerine, çökmelerini beklerler. Mutlu anlarda bile eleştirecek noktalar bulabilirler, ama eleştiri duymak istemezler. Empati ve merhametten yoksundurlar.

Yengeç sepeti sendromunun insan psikolojisi üzerindeki en genel tanımı, “ben sahip değilsem, sen de olamazsın” şeklindedir. Bu durum elbette toplumsal olarak büyük sorunlara ve net bir kaosa meydan vermektedir. Zira insanların emeklerinin, alın terlerinin, aşağılık kompleksine kapılmış başka insanlar tarafından alaşağı edilmeye çalışılması, beraberinde yalnızca toplum geneline yayılmış bir başarısızlığı değil, aynı zamanda bir toplumsal güvensizliği de beraberinde getirmektedir.

Çünkü insanların tüm çalışmalarının ve başarılarının başkaları tarafından takdir görmesi gerekirken, tam tersine hor görülmesi, çeşitli yollarla ele geçirilmeye çalışılması, insanların bazen en yakınındaki insanlara dahi güveninin azalmasına neden olmaktadır. Böylelikle insanlar, başarılarını ya çok küçük bir topluluk ile paylaşmakta ya da bunları bireysel bir haz meselesi haline getirmektedir.

Fakat asıl tehlikeli olan durum ise, insanların bir süre sonra bu durumu kanıksayarak, birbirlerine benzer hale gelmesidir. Yani bir süre sonra birbirinin kuyusunu kazan insanların sayısı arttıkça, birbirine güvenmeyen ve her şeyi kendi bireysel çalışmaları ile kazanmaya çalışan, aynı zamanda da bireysel başarıları için başkalarının başarılarına mani olmak isteyecek insanların sayısı da artacaktır. Yani asıl tehlike, topyekûn bir toplumun, sepetin içindeki yengeçlere dönüşmesidir. Eğer ki insanlar, öz kişiliklerini ve empati yeteneklerini sorgulamazlar ve kendilerini “iyi insan olmak” yönünde eğitmezlerse, muhtemeldir ki, yengeç sepeti sendromu toplumun geneline tıpkı bir virüs gibi sirayet edecektir.

Bu durumda en çok toplumsal güven ve hoşgörü zarar görecektir. Fakat bunların yanında, toplumu hızlıca toplu bir başarısızlığa götürecek olan diğer bir husus ise, dayanışmanın kolektif yaşamdan soyutlanması, yok edilmesidir. Birbirine güvenmeyen insanların her çabaları bireysel boyutta olacağından ve büyük buluşların öncüsü “fikir alışverişi”, adeta başkasının eline koz vermek, başarıyı başkasına teslim etmek gibi görüleceğinden dolayı, bir süre sonra insanlar oldukça bencil bir şekilde çalışma yoluna gideceğinden dolayı, toplum yararına olan pek çok başarının ve buluşun önü net bir şekilde kesilmiş olacaktır. Bu durum ise, hem ahlaki, hem de maddi olarak hızlı bir çöküş demektir.

Ama bizi bu sendroma iten sebep ya da kavram nedir? “Hırs”. Hırs psikolojide daha çok tatmin olunması mümkün olunmayan arzular olarak, yani sonu hiçbir zaman gelmeyen ve zamanla insanı kendisine esir eden istekler olarak tanımlanır. Bu durum ise, işte tam olarak yukarıda bahsettiğimiz toplumsal kaosa neden olmaktadır. İnsanlar dışarıda, iş yaşamında, okulda vs. pek çok yerde her gün gördüğü insanları, adeta düşman olarak görmekte ve tıpkı “savaşta kazanmak için her yol mubahtır” mantığında olduğu gibi, “başarılı olmak/kazanmak için her yol mubahtır” demekte ve başarı yolunda ilerleyen, emek vermiş insanlara gönül rahatlığıyla çelme takmaktadır. Bu durum elbette doğal değildir, hastalıklı bir ruh halinin yansımasıdır ama zaten endişe verici olan da, bunu herkes yapınca çok doğal bir şey olarak algılanmasıdır. İnsanların alıştığı tüm durumlar gibi, bir süre sonra “yengeç olmak” da insanlar için alışılmış ve doğal bir durum halini alır. Sonrasında asıl garipsenen, hor görülen ise, yengeçliği reddederek, iyi bir insan olmaya çalışan tek tük bireyler olacaktır.

Bu durumdaki insanlar ve toplumlar asla başarılı olamazlar. Birbirimizin ayağını çekerek ya da kaydırarak değil, ancak birbirimize el vererek, omuz vererek yükselebilir ve başarıyı yakalayabiliriz. Bu sendromu önlemenin tek yolu sevgi, saygı ve paylaşmaktan geçer. Toplumsal hayat paylaşma üzerine kuruludur.  İhtiyaçlarımızı tek başımıza karşılayamayız.

Haber Editörü : Tüm Yazıları
Yorumlara Kapalı