Yenileniyor
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyon
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkari
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • İstanbul
  • İzmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • K.Maraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce
-- %0,00
BIST 101.646
%-0,09
Dolar 5,2791
%0,16
Euro 5,9653
%0,17
Altın 222,21
REKLAM

YOLUMUZ SİNOP’A DÜŞTÜ

5 defa okundu kategorisinde, 04 Şub 2019 - 00:07 tarihinde yayınlandı
YOLUMUZ SİNOP’A DÜŞTÜ

ERDEN BALIBEK

Yolumuz Sinop ve Kastamonu’ya düştü bu kez. Bu iki şirin Karadeniz ilini görmek için bunca yıl beklememiz gerekiyormuş meğer. Ama beklediğimize değdi. Kitaplardan öğrendiklerimizi yerinde görmenin tadı bir başka oluyor.

Tat dedim ama, bazısı acı bir tat. Örneğin Sinop cezaevi. “Girilir ama çıkılmaz” denilen, “Rutubetten kibritin yanmadığı, yatanların çoğunun cezalarını tamamlayamadan öldüğü”, hırçın Karadeniz dalgalarının duvarlarını dövdüğü, şimdi müze olarak kullanılan 120 yıllık cezaevini gezerken mutluluk duyamazdım tabi.

“Başın öne eğilmesin   /   Aldırma gönül aldırma”

Sabahattin Ali’nin şiirinden bestelenen bu yapıtı az mı dinledik. O Sabahattin Ali ki, en verimli yıllarını Sinop cezaevinde geçirdi. Sadece o mu? Öykü ve roman yazarı Refik Halit   Karay, Mustafa Suphi, Refii Cevat, Hüseyin Hilmi, Kerim Korcan ve daha niceleri.

O insanların yattıkları koğuşları gezdim. Volta attıkları avluları, görüşme yaptıkları daracık yerleri, zindan denilen bölümü gördüm. Kolay anlatılamayacak duygular yaşadım. Bu arada, bir mahkumun öyküsü dikkatimi çekti. Aynen aktarmak istiyorum:

DUT (TESELLİ) AĞACININ HİKAYESİ    Dikim tarihi 1959

Ağaç, eski mahkum Hüseyin Pehlivan tarafından dikilmiştir. Kendisi tarafından anlatılan hikayesi şöyledir:

“Dut ağacı dikmek için müdüriyete yazı yazmam lazım. ‘Maruzat’ deriz biz ona. Yazı gider müdürün önüne. Müdür bakar, Hüseyin Pehlivan yazı yazmış! Cezaevinde bir çokları da ‘Yazar’ derdi bana, öyle çağırırdı beni. Müdür beni çağırıp ‘Yazı yazmışsın söyle bakalım ne istiyorsun? dedi. ‘Sayın müdürüm, ben bir dut ağacı dikmek istiyorum’ dedim. ‘Nereye dikeceksin? Neden, ne yapacaksın dut ağacını? Yani dut ağacı büyüyecek, dal verecek, herkes bunun dutundan yiyecek, sana dua edecek öyle mi?’ dedi.

Ben ‘Müdür bey, öyle değil. Aslında hem öyle, hem de başka anlamı var’ dedim. ‘Başka ne anlamı var?’ dedi. Ben de ‘Bu dut ağacı büyüdüğü zaman 20 sene, 30 sene, 50 sene sonra neyse kaç yıl sonra olursa olsun, büyüdüğü zaman buraya gelen mahkumlar  diyecekler ki; bu dut ağacını    diken kişi idamdan kurtulmuş, müebbet cezaya çarptırılmış. Müebbet cezayı da bitirmiş çıkmış buradan diyecekler. Bu şekilde teselli kaynağı olacak onlar için. Ben bunu düşünüyorum, daha ümidimi yitirmedim. Ben bir gün çıkacağım buradan. Hiç ümidimi yitirmedim’ dedim. Öylece durdu  ve ‘Peki, dış bahçenin bir yerine dik’ dedi.

Hüseyin Pehlivan ‘Teselli ağacını’ dikti ve ümit ettiği gibi Sinop’un Hanı’ndan tahliye oldu”.

Kan davası hükümlüsü Hüseyin Pehlivan, af yasasından yararlanarak tahliye olmuş, çeşitli işlerde çalışmış, son olarak Amerikan radarından emekliye ayrılmış.

Ümitlerini yitirmemenin güzel bir örneği.

Haber Editörü : Tüm Yazıları
Yorumlara Kapalı