Milli orduya katılmaları konusundaki önerileri ve arabulucuların tekliflerini red etmeleri üzerine Ankara hükümeti ile ihtilaf büyüdü. Mustafa Kemal 27 Aralık 1920’de Batı Cephesi Komutanı Albay Ismet Beye ve Güney Cephesi Komutanı Refet Bey’e şu telgrafı çekti; “Kütahya’daki kurulun ((Balıkesir mebusu Vehbi, Saruhan mebusu Celal Bayar, Ethem’in ağabeyi Saruhan Mebusu Reşit Bey, Eskişehir mebusu Eyup Sabri, Antep mebusu Kılıç Ali ‘yi kapsayan öğüt kurulu)cevabı, Kuvvayı-ı
Seyyare işinin artık barış yoluyla ve siyasetle çözümünün mümkün olamayacağını ispat etmiş ve sorunun kuvvet zoruyla çözümlenmesi gereği ortaya çıkmıştır. Bunun son safhasını şimdiden Meclise bildirmeye ihtiyaç yoktur. Başarı ile sonuçlandırırsak , Meclisin yaptıklarımızı onaylayacağı kuşkusuzdur. Haklı olduğumuzu ispat edecek yeteri kadar belge ve delillerimiz mevcuttur”. (Şener, 106)
Mustafa Kemal Nutuk’un 543- 547.ci sahifelerinde durumu şöyle anlatmaktadır; “Efendiler, Kütahya’ya , Heyeti vekile kararını ve heyetin avdeti lüzumunu tebliği müteakip cephe kumandanlarına da asi Etem ve kardeşleri aleyhine harekatı fiiliyeye geçmelerini emrettim.
Efendiler, harekatı askeriyeyi , çapulculuktan ve devlet teşkil ve idaresini, şunun bunun masum çocuklarıni fidyei necat dilenmek için dağlara kaldırmak haydutluğundan ibaret zanneden , şarlatanlıklarıyla, yaygaralarıyla bütün Türk vatanını iz’aç ve Türk milletinin Büyük Millet Meclisini kendileriyle işgal eden hayasız, hadnaşinas, küstah ve herhangi bir düşmanin boğaz tokluğuna casusluğunu, uşaklığını yapacak kadar pest ve erzel tıynette bulunan bu kardeşleri, ellerindeki azami
kuvvet ve istinadettikleri düşmanlar da dahil olduğu halde , tedip ve tenkil etmek suretiyle , inkilap tarihimizde, bir ibreti müessire misali kaydetmek , zaruri görüldü”…
Kurul Kütahya’da Çerkez Ethem’in misafiri iken , 29 Aralık 1920 günü, Ethem odasına çekildi, sinirlerinin çok bozuk olduğu sırada Meclise ağır ithamlarla dolu şu telgrafı gönderdi; Özetle“Bu israflar içinde savaşa devam olanağı kalmıyor. Bir yıldan beri devamlı toplantı halinde bulunduğunuz halde , bu süre içinde yaptığınız en büyük iş, kendi maaşlarınızı 300 -400 liraya çıkarmak olmuştur.
Herhalde aylardanberi ordu arasına sokulan fitneden haberdar edildiğiniz halde, bir gizli oturum ile bunları giderme ve önleme yürekliliğini göstermediniz… Hükümet üyelerinin herbirine dalkavukluk ederek kutsal görevinizi kişisel çıkarlarınıza feda etmiş görünüyorsunuz..”(Ethem, 176) diye yazıyordu. Çerkez Ethem bu telgrafı gönderdiğine daha sonra pişman olduğunu hatıralarında belirtir. Mustafa Kemal Nutku’nda şöyle devam ediyor (Nutuk, 545);
“Efendiler, bu telgrafnamede münderiç, protestoname denilen bir hezeyanname, hakikaten Meclis riyasetine çekilmiş ve bir celsei hafiyede Meclise okunmuştu. Bunda kullanılan elfaz ve tabirat, o kadar galiz ve o kadar biedebanedir ki, bir defa okunduktan sonra , tekrar aynen okunmasına ve istimaına tahammül edilememişti. Bu kadar adi bir hezeyannameyi, huzurunuzda da arz etmeyi luzumlu görmüyorum. Bu hezeyanname ile mebusların şahıslarına hakaret , Meclisi Millinin
meşruiyetine tecavüz edilerek , İzzet Paşa heyetinin İstanbula harekette serbest bırakılması taleb olunuyordu.”
 

Çerkez Ethem kuvvetlerinde 2326 milis (bunun 200 ‘ü piyade) , 159. Alayın tam mevcudu 4650 kişi, 6 makineli tüfek, 4 top vardı. Batı Cephesi Komutanı Ismet bey ve Güney Cephesi komutanı Refet Beyle çatışmalar oldu. Milli ordu bu arada Garp Cephesi Komutanı Albay İsmet Bey komutasında I.İnönü
zaferini kazandı. 11 Ocak 1921’de Yunan ordusunun nihayet mağlubiyeti kabul ederek çekilmekte olduğu haberi alındı.
Çerkez Ethem için üç seçenek vardı; Düzenli orduya teslim olmak, Dağa çıkarak özgürlüğü seçip mücadele etmek, Yunanlılara sığınmak. Ethem bey kardeşlerini ve yaveri Sami Bey’i Yunanlılarla görüşmeye gönderir. Ateşkes imzalanır. Yunanlılara sığınma talebinde bulunur. Yunanlılar onun şartlarını kabul eder . Önce kardeşleri Reşit ve Tevfik Beyler sığınır. Onların sağlık haberi gelince o da sığınmaya karar verir. 25 subay ve 700 kişilik birlik Yunan tarafına geçer. Diğerleri serbest bırakılır.
Ethem Bey bir türlü sığınma eylemini gerçekleştiremez. 50 kişilik seçkin birliği ile dağa çekilir. Manyas, Sındırgı, Susurluk dağ köylerinde bir süre kalır ve arkadaşlarıyla birlikte barınma şartlarının zorlaması nedeniyle Yunan kuvvetlerine sığınma isteğinde bulunur. Susurluk’tan gelen Yunan Kaymakami Alexander ile, bir yörük köyünde Ermeni bir tercüman aracılığıyla anlaşırlar. Beraberce Susurluğa gelirler. Susurluk hükümet konağında- şimdi Atatürk heykelinin, bayrak direğinin ve çay bahçesinin bulunduğu yer – Çerkez Ethem Yunan komutanına teslim olur. Arkadaşları silahlarıyla köylerine bırakılır. Susurluğa gelmis olan kardeşi Tevfik Bey , kaymakam Alexander, Tevfik Bey’in refakat memuru Yorgiyadis , Şevket Bey ve birkaç arkadaşı ile birlikte Çerkez Ethem Susurluk Garında
( açılışı 16 Aralık 1912) 1920 yılı Şubat’ının sonlarında bir günde trene binerek İzmir’e hareket ederler.
Birinci Dünya Harbi sırasında ve sonrasında , Türkiye Cumhuriyeti 29 Ekim 1923’de kuruluncaya kadar Türk Iktisat Tarihi’nde çok önemli yeri olan Susurluk’taki İngilizlere ait Borasit madeni üretim, ulaşım, ve yönetim açısından bir çok çetin sorunlarla karşılaştı.Bir kaç kere el değiştirdi. Fakat bütün sorunlara rağmen varlığını sürdürdü. Daha sonra Cumhuriyet hükümeti ile yeni anlaşmalar yaptı.
Borasit Madeninin hava hattı ile kovalara konmuş boraks Ömerköy istasyonuna gidiyordu.Bu hava hattını sağlayan 4.5 km uzunluğundaki kalın çelik halat Birinci Dünya harbi sırasında ÇanakkaleBoğazı’nı kapatmakta kullanılmıştı.

Kaynaklar;
Kemal Atatürk; Nutuk I,II, Türk Devrim Tarihi Enstitüsu, Istanbul, 1960
Selçuk Aybey; Kurtuluş Namlunun Ucunda,İstanbul,2006
Çerkes Ethem; Hatıralarım , Hazırlayan; Nermin Taylan; Bizim Kitaplar, İstanbul, 2014
Sabahattin Selek; Milli Mücadele I,II,Örgün Yayınları, 1982
Cemal Şener; Çerkes Ethem Olayı,Any Yayınları, İstanbul,1986
Nurer Uğurlu; Kuvayı Seyyariye,Örgün Yayınevi,İstanbul, 2007