YAHUDİ MALLARININ TALANI

“Hepsi Yahudiler’in hatası, suçu”. Almanya’da Naziler, iktidara gelmeden ve geldikten sonra, hep bu sloganı söylediler. Fakat yıllar geçtikçe halkın bu söyleme inancı giderek azaldı. Milyonlar buna zaten tam inanmamıştı ama inanmış görünmek zorunda kalmıştı. Naziler’e göre Yahudiler Almanya’nın I. Dünya Harbi’ni kaybetmesinden ,ardından gelen hiper enflasyondan, köylülerin sefaletinden, orta sınıfın sorunlarından, fakirlerin yoksulluğundan ve zenginlerin endişelerinden sorumlu idi. Onlar halkı
baskı altında tutmuş, Yahudi bankerler imalat şirketlerini kendilerine bağlı kılmış, Yahudiler’in sahibi olduğu büyük department store’lar küçük dükkan sahiplerini ezmiş, onları rekabet edemez hale getirmişti. Nazi Partisi NSDAP programında Yahudi yüksek finansının halkı ezdiğini ve anti- Semitism’in bunu yokedeceğini ve halkı bu ezilmeden kurtaracağını yazıyordu.
Ekonomik kriz sırasında çok sıkıntı çeken milyonlarca küçük esnaf, emekçi ve köylü Hitler’in daha iktidara gelmediği günlerden beri sürekli olarak, Naziler tarafından Yahudi düşmanlığı , onların yokedilmesi ve gelecek iyi günler üzerine propaganda yağmuruna tutulmuştu. Yahudilerin dövülmesi, evlerine girilmesi, iş hayatı dışına çıkarılması, mallarının talan edilmesi ve yokedilmesi sürekli olarak öneriliyor ve bu yolda girişimler giderek artıyordu. Memleket yararına olduğu iddiası ile Hitler yönetimi halka verdiği sözü tuttuğunu ispat etmek için Yahudi işyerleri, şirketleri ve bankalarına el koydu. Fakat halk daha sonra el konulmasına yardım ettiği şirketler, bankalar ve
işyerlerinin kendileri lehine değil Yahudi olmayan büyük zenginler ve holdingler lehine ele geçirildiğini gördü. Yüzbinlerce küçük esnaf ve tüccar kendi işyerlerini kapatmak zorunda kaldı. Ve onlar büyük zenginlerin sahip olduğu silah üreten fabrikalarda işçi olarak çalışmaya mecbur oldu. Bu gelişmeler gerçekten Hitler ve onu destekleyen bankalar ve tröstlerin daha önceden planladığı gelişmelerdi. Anti-Semitism halkın dikkatini başka yöne çevirmek için kullanılmış bir araçtı. Halk
ekonomik kriz sürecinde kendilerinin gerçek düşmanı gibi gördüğü, hangi ırktan olursa olsun, büyük kapitalistlere ve bankacılara kızgındı, kırgındı. Anti – Semitism yoluyla dikkat başka tarafa yönlendirilirken, Yahudi mal varlığına devletçe el konularak ve Yahudiler bertaraf edilerek, büyük Aryan sermayesi için daha da çok zenginleşme olanağı doğuyordu.(Behrend 2, 106).
1933’den önce Almanya’da anti- faşistler anti – Semitismin gerçek neden olmadığını anlatmaya çalıştığında Nazi taraftarları buna inanmıyordu. Fakat sonradan acı gerçeğin farkına vardılar. Alman Yahudilerinin kendi ülkeleri Almanya’dan çıkarılarak, ölüm ve temerküz kamplarında karşılaştıkları korkunç fiziksel,mental ve materyal felaketin sonucunda kaybettikleri mal varlıkları “yüksek finans” ve Nazi Partisi çevrelerinin eline geçti. Bu Nazi partisi programına bile aykırı idi. Gerçekler ise başka
idi.
Hitler’in iktidara gelmesinde büyük rol oynayan önemli hedeflerinden biri, Yahudi büyük super market şirketlerinin halka intikal ettirilmesi idi. Evet Yahudi sahipleri bu şirketlerden çıkarıldılar. Şirketler sahip değiştirdi. Fakat yeni sahipler halk değildi. Vaad edildiği gibi perakendecileri temsil eden bir komite, yeni sahip değildi.
Karstadt örneğine bakalım. Karstadt’ın yeni yönetim kurulu başkanı Fellinger Batı Almanya Kömür ve Çelik Tröstü’nün yönetim kurulu başkanı idi. Fellinger’in zenginliği Silesya kömür madenlerine, geniş toprak sahibi inşaat şirketlerine, matbaa makineleri , boya ve kimyasal maddeler üreten fabrikalara ve Polonya’daki porselen fabrikalarına ve Türkiye’deki gaz ve elektrik şirketlerine sahip olmaktan kaynaklanıyordu.
Karstadt’ın yeni yönetim kurulunda Almanya’nın dört büyük bankasından birer temsilci, büyük toptan ihracatçı Herr Münchmeyer, ayni zamanda Deutsche Bank yönetim kurulunda bulunan bir sigorta çarı ve Herr Karstadt’ın kendisi bulunuyordu.