ALMAN LİDERLERİNİN DÜNYA EGEMENLİĞİ İDEALİ

Alman halkı I.Dünya Harbi’ni kimlerin başlattığını ve harbin süresince kimlerin zengin olduğunu biliyordu. Unutmamıştı. Bu nedenle Hitler’ın dış işleri politikası Kaiser Wilhelm II’nin politikasından farklı olmalıydı. Fakat dikkatlice incelendiğinde Hohenzollerns sülalesinin politikalarının sonucu çok kar edenlerle Hitler’in silahlanma politikalarından yararlanan ve bunların sonucu büyuk karlara ulaşanlar ayni idi ( Behrend 2,178).
Hitler tıpkı Hohenzollerns emperyalisminin yaptığı gibi gözünü doğuya çevirmişti. Kırk yıl önce başlayan Bağdat ve Basra’ya ulaşacak demiryolu ilk hedeflerinden biriydi. Çekoslavakya’nın işgali bu projenin başlangıcıydı. Şimdi Nazi emperyalismi yürürlükte idi. Onun yolu üzerine çıkacak ülkelerin “vay haline” idi.
Nazi emperyalisminin diğer hedefleri Baltık devletleri ve Sovyet Ukranyası idi. Ukranya Almanya için önemliydi. Ayni, daha önceki Alman diş politikasındaki gibi, Ukranya’nın işgali ile yiyecek kaynağı kazanılırken , ayni zamanda Rusya bu kaynağını kaybederek yiyecek açısından zor duruma düşecekti
Ukranya yalnız tahıl kaynağı değildi. Çeşitli maden ve kömür yataklarına sahipti. Bütün bunlar Almanya’nı eline geçebilirdi. Ukranya 1918’deki Kayser Reich’ının düşündüğü gibi Nazi yönetimine Kafkasya’nın petrol yollarını açacaktı. Ukranya ayni zamanda Ingiliz etkinliğindeki Orta ve Uzak Doğu bölgelerini işgal için gerekli Bağdat demiryolunun korunmasında da gerekli idi.
Sovyetler Birliği’ni tam kuşatmak için Baltık Deniz’inde üstünlük sağlanmalıydı. Bu da ancak Baltık devletlerinin işgali ile mümkündü. Bu hedefler yirmi bes yıl öncenin hedefleri ile hemen hemen aynıydı. Alsace –Lorrain’nin , Batı Fransa’nın çoğunun ve Kuzey doğu Fransa’daki kömür ve demir madenlerinin ele geçirilmesi önem taşıyordu. 1936’da Almanya ve Italya’nın yardım vaadi ile İspanya’da generaller isyan edince , Almanya için Avrupa’nın tamamını kapsayan bir planın başlangıcı
devreye girmiş oluyordu.
I.Dünya Harbi sonrasında Almanya Lorraine ve Yukarı Silesia’yı kaybedince, tröstler Reich sınırları içindeki kömür ve çeliğin yüzde 80 ini yitirmişti. Fakat sanayiciler yeni teknoloji ile ülke ihtiyacından daha fazlasını üretmeyi başardılar. Yüksek kapasite kullanımı sonucu artan bu üretimi ihraç için yeni pazarlara ihtiyaç ortaya çıktı. Diğer ülke ekonomilerine katkı sağlayacak bu fırsat barıs sever bir halk tarafından değerlendirilebilirdi. Sanayiciler barışçı yolu seçmedi , seçtirmedi. Hitler’in emperyalistik
hedefleri , tröst baronlarının ham madde kaynaklarına ve mamul madde pazarlarına egemen olma isteği ile birleşince “Bir gün Aryan ırkının bütün dünyayaya hakim olacağı”ına gönülden inanıldı.
Ötedenberi İspanya’nin yeraltı zenginlikleri Alman finans kapitalin manyetik şekilde ilgisini çekmek idi. Demir ve çelik ve sonunda da silah, makine ve alet üretilmek isteniyorsa demir madeninin kömürün yanına getirilmesi gerekiyordu. I.Dünya Harbi’nden önce Alman finans kapitali Fransa’nın demir madenlerine büyük ölçüde yatirım yapmıştı.Fakat bu yeterli değildi.
Harpten sonra Fransız kaynakları da kaybedilmişti. Bu durum ham maden ihtiyacını alabildiğine arttırmıştı. Yeni hammadde kaynağı Ispanya ve Ispanyol Fas’ı idi.
Buralarda Fransız ve Ingiliz rakipler çok daha önceden yerleşmişti. Almanlar barışçı yollarla onlarla anlaşmak istemedi. Çünkü onlar hammade kaynaklarının tekeline sahip olmak, başka ülkelere bağlı kalmak istemiyorlardı. Bunun için de her türlü komployu kurmaktan çekinmiyorlardı. Bazı Alman şirketleri kendilerine söz vermiş bazı isyancılarla isbirliği yapmaktan çekinmiyordu. Örneğin o dönemin İspanya’daki isyancı liderlerinden Gil Robels, Alman Metallgesellschaft A.G ile 1934 ‘den
beri işbirliği içinde idi. Robles imzaladıği bir belgede Alman sanayicilerine madenler konusunda imtiyaz vereceğini taahhüt ediyordu.