Bir iddia, bir hareket ve sistem karşıtı en büyük muhalefetlerden biri olan İslamcılar iktidara taşınarak test edildi. Şimdi bir hikayenin bittiği, bir iddianın çöktüğü bunun da ötesinde “değerler” ekseninde siyaset yaptığını ileri süren bir yapının ülkenin en temel değerlerini yozlaştıran bir güç olarak tarih sahnesinden çekilmemek için korkunç bir çaba içinde olduğu dönemi yaşıyoruz. Elbette geçecek, geçmek zorunda, zira ayakta tutacak bir enstrüman kalmadı.

Geçen hafta Ali Babacan’ın bir televizyon programındaki açıklamaları üç temel gerçeği ülke gündemine getirdi. Babacan, en temel olarak Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemini eleştirdi ve parlamenter sisteme dönüleceğini söyledi. AK Parti’nin yapısını eleştirdi ve hiçbir tartışma, müzakere, ortak akıl yürütme sürecinin kalmadığını ve tek adamın egemenliğinin her şeyi belirlediğini ifade etti. Bu anlamda parti politikalarını da doğru, gerçekçi bulmadığını da dile getirmiş oldu. Son olarak Babacan düzen eleştirisi yaptı ancak en sorunlu kısmı da burasıydı. Babacan mevcut ekonomik sistemin yapısal sorunlarına, krizlerine yönelik bir konum içinde olmaktan ve bunun ülkemizde yarattığı ağır tahribattan söz etmek yerine geçmiş pratiklerine referans vererek, ekonomiyi düzelteceğini söyledi. Kendisini en güçlü sandığı yer aslında kendisinin ve hareketinin en zayıf yeri. Zira geçmişte dünya üzerinde para akışkanlığının yoğun, likiditenin bol olduğu bir dönemde borç bulmak kolaydı. Ancak borçlanmaya dayalı bir büyümenin ve ekonominin idaresinin sürdürülmesinin de mümkün olmadığını hep birlikte deneyimlemiş olduk. Her ne kadar mevcut iktidar borç bulma noktasında da bir kriz içinde de olsa, bir kişinin piyasada karşılığı olması bu düzende bir fayda üretmez, üretmeyecektir.

Siyasal Yarılma… Şimdi Ne Olacak?

Bir partiden çıkmış eski bir cumhurbaşkanı, başbakan, içişleri, dışişleri, ekonomi, milli eğitim kısacası eski kabine bir bütün olarak; eski genel başkanı, teşkilat başkanları, il, ilçe başkanları bir partiden toptan bir ayrılma yaşıyorsa bu o harekette siyasal bir yarılma yaşandığını ortaya koymaktadır. Zira mesele tek tek kişilerin istifası değildir. Mesele eskiden yer aldıkları siyasetten tümden kopmuş olmalarıdır. Ayrılanlar kendisini şu anki partiyle mümkün olan en uzak mesafeyi koymayı istemektedirler. Yola çıktıkları “değerler siyasetinin” nasıl korkunç bir yozlaşma içinde olduğunu gördükleri için kendilerince temiz kalma çabası gütmektedirler. Ancak meselenin daha derin bir boyutu bulunmaktadır. O da şudur, AK Parti döneminde oluşan orta sınıf, geçmişteki dinsel iddialarından vazgeçmiş, sistemle uyumlaşmıştır. Ancak bu sınıf AK Parti’nin demokrasi, hak, hukuk ve insan hakları alanında çok ciddi ve tedirgin edici bir siyaset izlediğini biliyor ve edindiği mülkiyeti koruma çabası içine giriyor. Dinsellikten sekülerliği, bir davaya adanmışlıktan daha bireysel bir yaşama geçiş yapmakta olan bu büyük kitle siyasette kendi aktörünü yaratmaya çalışmaktadır. AK Parti deneyimi bu ülkede dinsel bir toplumsallığın, siyasallığın inşasının mümkün olmadığını ortaya koymuştur. Bu partiden çıkan her hareket, özne ve aktör bu gerçeğe göre hareket etmek durumundadır. Bu çerçevede AK Parti’nin sürekli bir biçimde üretmeye çalıştığı siyasal İslamcılık, siyasal karşıtlık, siyasal mühendislikten uzak bir konumlanma bu hareketler için zorunlu bir koşul olmuştur. Zira Türkiye toplumu bir bütün olarak bu üç tarzı siyasetten yorgun düşmüştür.

Siyasal alandaki bu hareketlenme en temelde Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemine karşı; güçlendirilmiş, demokratik bir içerikle yeniden kurgulanmış parlamenter sisteme dönüş çabası içinde olan siyasal birlikteliğe, işbirliğine önemli bir katkı sağlayacaktır. Bu çerçevede Cumhur İttifakı’nın kendisini yeniden ve yeni aktörler ekseninde ciddi bir arayışa sokması gerekmektedir ki bu alanda deniz tükenmiştir. Dolayısıyla toplumsal mutabakatın giderek parlamenter sistem ekseninde güçlendiği bir sürecin içinde AK Parti kurduğu sistemle siyasal alana veda etmiş olacaktır… “Her devrim kendi çocuğunu yer” siyasal ilkesi “Her sistem kendi kurucusunu siyasal alanın dışına iter” ilkesiyle yer değiştirmiş bulunmaktadır…