1942 yılı Temmuz’unda kurulan Varşova yakınlarındaki Treblinka ölüm kampına ilkin Varşova’dan 300.000 Yahudi getirildi. Bu ölüm merkezinde Almanya, Avusturya, Çekoslavakya ve Yunanistan’dan getirilenlerle birlikte toplam 1.000.000 Yahudi’nin hayatına son verildi. Bu kampta Sonderkommando olarak 800 Yahudi çalıştırıldı. 1943 Ağustos’unda, kamp çıkan isyan üzerine kapatıldı. Çevreye yayılan ağır ölüm kokusunun önüne geçilememişti.
Lublin kentinden bir buçuk kilometre uzaklıkta kurulan Majdenek kampı 1940- 1941 yıllarında harp esirleri için yapılmıştı. İnşası sırasında Polonya ordusundan esir alınan Yahudiler kullanıldı. Daha sonra Sovyet esirleri ve Polonyalı Hıristiyanlar ve politik suçlular getirildi. Kampta Sovyet esirlerinin çoğu açlıktan öldü. Bu kampta SS korumaları çok vahşice hareket etmiş, annelerinin önünde çocuklar öldürülmüş, sonu ölümle biten spor oyunlarları tertiplenmiştir. Kampı teftişe gelen Eichmann’ın
“hepsini yokedin” emriyle, gömme işine ayrılanlar dışında , 3 Kasım 1943’de 17.000 esir makineli tüfekle , ayni anda, taranmıştır. 125.000 Yahudi ve 75.000 Hıristiyan bu kampta hayatını kaybetmiştir.
Auschwitz –Birkenau Reinhard ölüm kampı zincirinin son halkasıdır. Kamp başlangıçta harp esirleri icin kurulmuştu. Wansee toplantısından kısa bir süre önce ölüm kampına dönüştürülmüş, başına Dachau kampında tecrübe sahibi Rudolf Hoess getirilmişti. Bu kamp ayni zamanda yakınındaki I.G.Farben kimya şirketinin – Buna – Monowitz’deki (Auschwitz III) sentetik kauçuk fabrikalarına işçi kaynağı olmuştur. Kampta bulunan Yahudiler ve harp esirleri arasından seçilenler, işçi olarak
fevkalade düşük ücretle, bir çok değişik iş yapan şirketlerin fabrikalarında çalıştırılmıştır. Volkswagen de bu türlü esir işçı kullanan fabrikalardan biridir. Volkswagen’in kurucusu, 1937’de Nazi partisi üyesi olan, Ferdinand Porsche harp sonrasında “Hitler’in istediği 990 Reichmarka satılacak otomobili üretmek için ucuz doğu Avrupa işçisini kullanmak zorunda idik” demiştir. Kamp yönetimi bu fabrikalara işçi kiralayarak , SS’e gelir sağlamıştır. Sürekli olarak tutuklu getirildiğinden, kötü çalışma
koşullarından dolayı aşırı ölümlerden dolayı, işçi sıkıntısı çekilmemiştir. Gazla, gaz odalarında toplu öldürme denemeleri ilkin bu kampta, Auschwitz’de yapılmış, 1941
Eylül’ünde 900 esir Sovyet askeri burada Zyklon – B gazıyla imha edilmiştir. 1942 Mart’ından itibaren Auschwitz II – Birkenau- tam bir ölüm merkezi konumuna getirilmiştir. Özellikle Slovakya ve Fransa’dan ve bütün Avrupa’dan trenlerle hayvan vagonlarında getirilen Yahudiler burada yokedilmiştir. Ayrıca 6400 Çingene burada hayatını kaybetmiştir. Dr. Josef Mengele, bu kampta cüceler, ikizler ve diğerleri üzerinde çok çeşitli denemeler yapmıştır. Doktorlar için de çeşitli
denemelere gerekli insan cesedi tedariki bu kampta bir sorun olmamıştır
Yukarıda belirtilen altı ölüm kampında, endüstriyel bir örgütlenme içinde, toplam tahminen 3 milyon Yahudi ve 20.000 Çingene tasfiye edilmiştir. Bunların önemli kısmı açlık , hastalık, denemeler , dövülme, Işkence ve kurşuna dizilmeler sonucu hayatını kaybetmiştir.
Ölüm merkezlerindeki kampların hemen yanında Alman görevliler kendileri için çok iyi şartlar içinde yaşamışlardır. Monowitz’in yanıbaşında binlerce Alman ve etnik Alman görevliler ve aileleri için , en modern özellikleri taşıyan , örnek bir kasaba kurulmuştur. Kasabadaki hayat balık çiftlikleri, oranmantel ve hayvanat bahçeleri ve hatta çalışanlar için özel geneleviyle , kamptta olup bitenlerden tamamen uzak bir hayat olmuştur. Auschwitz’in komutanı Hoess’in karısı hayatının sonuna kadar orada yaşayabileceğini söylemiştir.

Bu ölüm kamplarında yönetici olarak değişik düzeylerde görevli olanlardan harp sonunda sağ kalanlar, suçlu olarak tutuklanan , yargılanan , ceza alanlar , başta , idama mahkum olan ve idam edilen Hoess olmak üzere çoğunluğu, hiç bir zaman suçluluk duygusu içinde olmamışlar, yaptıkları işlerin bir suç konusu olabileceğini düşünmemişlerdir. Onlar Yahudileri bir düşman olarak görmüşler , hayatlarının çeşitli evrelerinde bu düşmanlıkla eğitilmişler, yaptıklarının bir cinayet değil , düşmanı
yoketmek olduğuna inandırılmışlardır.
Alman yetkililer kampların faaliyetlerini halktan gizlemeye çalıştılar. Fakat dolu gidip boş gelen kamyonlar ve trenlere, göğe yükselen yanan cesetlerin dumanlarına ve kokularına herkes tanık oluyordu. Kamplarda çalışanların, ülkenin çeşitli bölgelerinden gelmiş hizmetlilerin ve kamplara servis yapan tedarikçilerin, bütün gizleme önlemlerine rağmen ,her gün olup bitenleri görmemeleri mümkün değildi. Yapılanlar normal bir insanın aklının kabul edebileceği şeyler değildi. Olayın büyüklüğü ve yankıları ancak harp sonunda anlaşılabildi. Nerumberg mahkemesinin savcıları bile olanlara inanmakta zorlandılar.