.

Son günlerdeki siyasal olaylardan, bu olaylara adı karışan gazetecilerden söz edecek değilim. Benim onlarla ortak bir yanım yok. Olayların çok dışında, uzağında, kendi halinde biriyim. Başımdan geçen bir kandırılma olayına değineceğim o kadar.

Bir yakınımız, yaklaşık 7 saat süren zorlu bir ameliyat geçirdi. Beyninden mandalina büyüklüğünde bir kitle alındı. 20 gün yoğun bakımda kaldı. O sürenin çoğunda gözünü bile açamadı, bir çay kaşığı su içemedi, hiç tepki vermedi. Biz de her gün, eşimle birlikte ondan iyi bir haber alabilmek için Çanakkale 18 Mart Üniversitesi Tıp Fakültesi hastanesinde bekledik. O bekleyişlerden birinde hastanenin kantininde otururken yan masadaki birinin konuşmasıyla irkildik. 25-30 yaşlarında biri, telefonda ağlamalı bir sesle konuşuyor, yakınlarından borç para istiyordu! Önce amcasını aradı! Kardeşinin ameliyatı için paranın çoğunu bulduğunu, 400 liraya ihtiyacı olduğunu, bu parayı kendisine gönderip gönderemeyeceğini sordu. Olumsuz yanıt! alınca “Senin gibi amca olmaz olsun. Bir daha beni arama” deyip telefonu kapattı. Sonra annesi ile konuştu! “Ağlama anne, gözyaşlarını sil, ben ne yapar eder, kardeşimi ameliyat ettiririm. Yeter ki sen üzülme” dedi.

Herkes gibi biz de konuşmaları duyduk. Zaten üzgünüz. Endişeli bir bekleyiş içindeyiz. Doktorlardan umut verici bir haber bekliyoruz. O duygular içinde, o ortamda etkileniyorum. Yanına gidip kardeşinin ameliyat parasına katkı olsun diye biraz yardım ediyorum. Teşekkür edip cebinden bir gazete çıkarıyor, bir haberi gösteriyor. Yıpranmış, günü geçmiş bir gazete. Anadolu’nun bir iline ait. Gazetede 7-8 yaşlarında bir çocuk, yanında da ağabeyi. “Ağabeyi “Ben dilenci değilim” diyor gazetede. O an bende jeton düşüyor! Gazetedeki ağabey o değil. Bu sen misin? diyorum. Kardeşin şu an nerede? Yanıt: Cerrahpaşa’da. Gazete Sivas’a ait. Çocuk Cerrahpaşa’da. Ağabey Çanakkale’de. Neden buradasın, diye soruyorum. Kendi tedavim için geldim, diyor. Sen ne iş yaparsın? Yanıt: Hamalım. Parayı tamamlamak için telefonunu satacağını söylüyor. Telefonu oldukça pahalı cinsten. Pek hamala benzemiyor. Giysileri de öyle.

Kendi kendime geçmiş olsun, bu da sana ders olsun! derken biri daha para veriyor. Kantinci de çay, tost getiriyor.

Görüşme saati geldi, yukarıya çıkacağız. Kantinci yanıma geliyor. “Amca moralinizi bozmak istemem ama bu kişi bizi kandırdı. Bizim tanıdıklarımız var. Telefon ettim, “Ameliyatı üstleniriz, adını sanını öğren, bize bildir” dediler. Kendisine bunları söylerken, kaçtı gitti” dedi.

İnsan bu kadar güzel rol yapabilir mi? Bu kadar kişiyi kandırabilir mi? Demek ki oluyormuş. İnsanları kandırmak çok da zor değilmiş. Örnekler pek çok, çeşit çeşit. Onun için her söylenene inanmamak gerek. İnanınca işte böyle oluyor.