Mustafa Kemal Havza’dan sonra Amasya’da ordu komutanlarıyla Amasya kararlarını almayı başardı. Başlangıçta en büyük destekçisi, Erzurum’daki 15. Kolordu komutanı Kâzım Karabekir Paşa ve Ankara’daki 20. Kolordu Komutanı Ali Fuat Paşa idi.
Böylece onun, Türk Kurtuluş Savaşı’nın, önsözü Çanakkale’de kendini gösteren, çok çetin ve dikenli liderlik yolunda yükselişi başladı. 28 Haziran’da Sivas’tan hareket
eden Mustafa Kemal 2 Temmuz’da Erzincan’a ve 3 Temmuz’da Erzuruma geldi. Yeni Harbiye Nazırı Ferit Paşa ile arasında geçen telgraf makinesi başındaki yazışma
iki tarafın durumunu saptamak bakımından çok dikkat çekicidir;
Ferit Paşa şöyle demektedir; “Paşam! İtilaf mümessillerinin pek kat’i müracaatları bugünkü telgrafnamemi yazmaya mecbur ett. Zatialilerini benim kadar kimse
bilemez. Hamiyeti vataniyelerinin ulvi gayelerine vakıfım. Bendeniz İstanbula teşrif buyurulacağını gerek Şevketmeap Efendimize ve gerek İtilâf mümessillerine karşı
taahhüt eyledim. Mahçup olmayacağıma eminim. Hakkı alilerine İtilaf Mümessilerinden de berayı teşriflerinde hürmetten başka bir şey muntazır değildir.
Bunlar temin edilmiştir. Ancak ve ancak, zati alilerinin hemen o havaliyi terk ile buraya gelmeniz lâzımdır. Mustafa Kemal’in cevabı ise şöyledir; “Ermenistan’a
vaadedildiğini bilmekle heyecen ve galeyan içinde bulunan doğu vilayetleri halkı arasından çıkıp gelmek hususundaki teklifinizi yerine getirmekle şahsi irademi
kullanmaktan manen ve maddeden memnu bulunuyorum. Vaziyetin takdirini, müsellem olan fetanet ve nüfuzu nazarı samilerine arz eylerim efendim”
Erzurum’da kongre öncesi sekiz arkadaşı ile yaptığı toplantıda, Mustafa Kemal, millet hakimiyetine dayanan kayıtsız şartsız bağımsız bir Türk devleti kurmaktan başka bir çare olmadığını anlattı ve onlar gaye uğrunda ölünceye kadar göreve hazır olduklarını belirttiler. Kendisine çok güvenilen Ikinci Ordu Müfettişi Mersinli Cemal Paşa’nın ve Erzurum valise iken azledilen Münir Bey’in İstanbul’a gittiği haber alındıktan sonra Mustafa Kemal 7 Temmuz’da her tarafa telgrafla ülkenin kurtuluşu ile ilgili kesin önlemlerin ne olduğunu bildirdi. 7/8 Temmuz gecesi padişahın Başkatipi Ali Fuat Bey yine telgrafla, geri dönmesi talebinde bulundu. Mustafa Kemal uygun bir dille bunu redetti. Bunun üzerine İstanbul’dan şu telgraf geldi “ Memuriyeti aliyelerine hasbelicap hitam verilmiş olduğundan, hemen bilateehhür Dersaadete avdetleri İradei Hazreti Padişahı iktizasındandır efendim”. Mustafa Kemal istifasını gönderdi. Gece saat 10.30 civarında idi. O, yanındakilere “Aziz arkadaşlarım, bu andan itibaren hiç bir resmi sıfat ve memuriyetim yoktur. Bir millet ferdi olarak ve milletten kuvvet ve kudret alarak vazifeye devam edeceğim” diyordu. Paşa bu durumu mülki ve askeri amirlere ve halka bir beyanname ile ilan etti.

 

Erzurum Kongresi 56 delege ile 10 Temmuz yerine 23 Temmuz’da toplanabildi. Bu arada hükümet, Mustafa Kemal’i asi ilan etti ve yakalanması için ilgili makamlara
gerekli talimatı gönderdi. Erzurum Kongresi on kişilik bir heyeti temsiliye seçti ve başına O’nu getirdi. Artık ülkede bir ulusal hareket başlamış ve bu hareketin lideri de
kesin olarak belli olmuştu. Sivas Kongresinin gerçekleşmemesi için hem işgal kuvvetleri hem İstanbul hükümeti, hem de Hürriyet ve İtilaf Partisi teşkilatı var
gücüyle uğraştı ve onu Sivas’ a sokmak istemediler.
Türkiye’nin kurtuluşu için üç görüş çarpışıyordu. İlki padişah ve taraftarlarının ne kurtarabilirlerse kârdır diyen, onun için uysal bir politika güdülmesini isteyen
görüşüdür. Bu idari teşkilâtda ve halk arasında büyük destek görüyordu. İkinci görüş Amerikan mandası isteyenlerin görüşü idi. “İstanbul’daki milliyetçi (!)Türk
aydınlarının büyük çoğunluğu kurtuluşu Amerikan mandasında görüyordu…(.çünkü) Emperyalist Avrupa karşısında haklarımızı savunacak imkânlara sahip değiliz” (a.g.e 449) inancında idiler. “Modern bir millet ve devlet hâline gelebilmek için lüzumlu para, ihtisas ve kudrete sahip değiliz. Böyle bir Türkiye’yi ancak yeni dünyanın
kabiliyeti meydana getirebilir” diyorlardı. Sonradan milli mücadeleye katılan Halide Edip de bu görüşü şiddetle savunuyordu. 4 Eylül’de başlayıp 11 Eylül’de biten 38
delegenin katıldığı Sivas kongresinde manda konusunda uzun tartışmalar oldu ise de üçüncü görüş bağımsız bir Türkiye’nin ancak ulusal bir mücadele ile kazanılacağı görüşü ağırlık kazandı. Parasız, silâhsız ve ordusuz bir kurtulus savaşının kazanılabileceğine Mustafa Kemal ve bir avuç arkadası dışında inanan olmamıştı. Söz konusu iki kongrede de Mustafa Kemal’in başkanlığına karşı olanlar da bulunuyordu. Sivas kongresinin sonuçlarından biri Batı ve Doğu Anadolu’daki bağımsız direniş haraketlerinin bir çatı altında toplanması olmuştur. Ve Heyeti Temsiliye hükümet yetkilerini kullanmaya başlamıştır. Doğu’da bu kongreler olurken Batı’da da 48 delege ile Birinci Balıkesir Kongresi (26 -30 Temmuz 1919), Nazilli Kongresi (7-9 Ağustos), Alaşehir Kongresi (16-25 Ağustos) gerçekleşmişti.
Sivas’da 3.5 ay kaldıktan sonra, milli hareketin merkezi olarak seçtiği Ankara’ya gitmek üzere 18 Aralık’ta Sivas’tan ayrılan, Heyeti Temsiliye üyeleri Mustafa Kemal
ve üç arkadaşı, Rauf, Mazhar Müfit ve Hakkı Behiç’in dokuz gün süren yolculuklarının masraflarını karşılayacak kadar bile paraları yoktu. Kaldıkları yerlerde
bahşiş vermekte bile sıkıntı çektiler. Ancak, Ankara’da Ankara müftüsü Rifat Börekçi’nin, istenmeden getirdiği 1000 lira kendilerini rahatlattı.
1.Kasım 1919’da Türk Ordusu’nun mevcudu şöyledir; Subay 4648, er 48707 (muamele memuru ve astsubaylar dahil), Hayvan 21526, piyade tüfegi 58110, Ağır
makineli tüfek 313, top 345, araba 3088, binek otosu 62, kamyon 300. Batı Anadolu’yu işgal eden Yunan tümenleri asker bakımından 2 – 3 misli daha fazla
kuvvete sahip ve silah ve teçhizat bakımından fevkalâde üstün durumda idiler. Sadece İstanbul ve civarında 32.000 İngiliz askeri, 38.100 Fransız askeri 200 İtalyan askeri ve 1300 Yunan askeri bulunuyordu