Ayrıca ülkenin bir çok yeri tam teçhizatlı işgalci güçlerin denetiminde idi. Mustafa Kemal Paşa Birinci Büyük Millet Meclisi’nin kuruluş hazırlıklarıyla uğraşırken, aynı
zamanda yalnız dedikoduları artan Yunanlıların İzmir’i ilhak etmelerine karşı değil bütün ülkeyi kapsayacak tam bir savunma planı da hazırlıyordu..
Bu arada 1920 yılı Ocak ayının 12’ sinde Osmanlı Meclisi İstanbul Fındıklı’daki binasında açıldı. Meclisin toplanmasından önce Mustafa Kemal’in Ankara’da
hazırladığı Misak-ı Milli’yi 28.Ocak’daki oturumunda kabul etti. 16 Mart’da, zaten işgal altında bulunan İstanbul sert bir şekilde İngilizler tarafından tekrar işgal edildi.
İşgal nedenleri arasında Harbiye Nezareti’nin General Milne’nin verdiği emirleri uygulamaması, Anadolu’da Kuvvayı Milliye’nin gelişmesi, Meclis’in yeniden
toplanması, Misakı Milli’nin ilânı da bulunuyordu. İngilizler, aniden Şehzadebaşı karakolunu bastılar uykuda iken5 askeri şehit ettiler ve 10 tanesini yaraladılar.
Harbiye ve Bahriye Nezaretlerini ve PTT Genel Müdürlüğünü kontrolları altınaaldılar. Birçok kimseyi tevkif ettiler. Osmanlı Meclisi son toplantısını 18 Mart’da
yaptı ve protesto olarak kendini feshetti.
Bütün geyretlere rağmen ancak 120 kişi ile Ankara’da 23 Nisan 1920’de açılan TBMM’de, Milli Mücadeleye katılan Harbiye Nazırı Fevzi (Çakmak) Paşa, 27 Nisan
günündeki beşinci oturumda şöyle diyordu; “ ..o sırada İngilizler Harbiye Nezaretini işgal ederek benim nezaret odasına kadar süngülü neferlerini soktular ve lazım gelen emirleri vermekliğimi tebliğ ettiler. Zaten evvelce emirler verildiği için ben kendilerini kemali sükünetle karşılıyordum. Ancak göğsüne düşman süngüleri
dayanmış bir Harbiye Nazırı , İstanbul’un artık hür ve makamı hilâfet olmak meziyetini kaybettiğini görmüş bir Harbiye Nazırı sıfatıyla pek meyus
bulunuyordum… Nezaret makamında bulunmuş bir takım zevatı ellerine kelepçe vurarak , yalınayak başkabak yük otomobillerine atarak hakaretle şuradan buradan
toplattıklarını haber aldım …..”(a.g.e 593).
Mustafa Kemal Doğu Cephesindeki gelişmeler lehde olunca ve o cephe sükünete kavuşunca ağırlığını Güney Cephesine ve özellikle Batı Cephesi’ne verdi. O kesin bir zafer kazanılacağına ve bağımsız bir Türkiye’nin kurulabileceğine inanmıştı.7 Ağustos 1919’da çalışmalarını sona erdiren Erzurum Kongresi’nin bitimi gecesinde
İbrahim Süreyya Bey ve Mazhar Müfit Bey’le yaptığı ve gizli kalmasını istediği görüşmede, Mazhar Müfit Bey’e önce tarih yazdırdıktan sonra şunları not etmesini
söylemiştir; “Zaferden sonra şekli hükümet Cuhuriyet olacaktır. Bunu size daha önce de bir sualiniz sebebiyle söylemiştim. Bu bir. İki; Padişah ve hanedan hakkında
zamanı gelince icap eden muamele yapılacaktır. Üç; Tesettür kalkacaktır. Dört; Fes kalkacak, medeni milletler gibi şapka giyilecektir. Beş; Latin hurufu kabul
edilecektir.” 4. maddeyi yazdıktan sonra Mazhar Müfit duraklar. Neden durakladın sorusuna “Darılma paşam ama sizin de hayalperest taraflarınız var” der. Mustafa
Kemal’in yanıtı “Bunu zaman tayin eder. Sen yaz.” olur. (a.g.e 388).
 

16 Mart 1920’de İstanbul’un işgali ve 23 Nisan’da TBMM’nin açılışına kadar geçen sürede milli mücadele tehlikeli günler de geçirmiştir. Anzavur isyanı, Birinci Düzce
ayaklanması bunlar arasındadır fakat en önemilisi kumandanlar arasındaki bölünmelerdir. Bu tehlikeli günler savuşturulurken ve milli ordu kurulmaya
çalışılırken 22 Haziran 1920’de Yunanlılar bütün Batı cephesinde taarruza geçtiler. Bu taarruz 15-17 Mayıs’ta İngiltere’de Hyde kasabasında Fransız Mareşal Foyş,
İngiliz Genel Kurmay Başkanı Wilson ve Yunan Başbakanı Venizelos arasında yapılan görüşmede kararlaştırıldı. Amacı Kuvvayı Milliye’yi dağıtmaktı. 11 mayıs’ta
San Remo’daki barış görüşmelerinde Osmanlı delegasyonu başkanı Tevfik Paşa, öne sürülen şartları “bağımsız bir devlet anlamı ile bağdaşmıyor, bunu imzalayamam” diyerek reddetmiş ve İstanbul’a geri dönmüştü. Taarruz kararı şartların zorla kabul ettirilmesi için de bir araçtı. Bu hareket sonucunda daha yeni kurulmaya başlayan Türk cephelerinde çöküntü yaşandı ve Bursa işgal edildi. Balıkesir, Bandırma ve Bursa bölgesini işgal eden Yunan Kuvvetleri 1175 subay 35300 er 1004 kılıç ve 92 topa sahipti. Türk Kuvvetleri ise çoğu milis 5000 kişi idi. Bu çöküntü Kuvvayı Milliye’cilerin moralini bozarken Damat Ferit Paşa ve padişah taraftarlarını sevindirmişti. Hürriyet ve İtilâf’çılar ve işgâl taraftarları sinmiş hallerinden sıyrılıp Milli Mücadele aleyhine büyük bir propagandaya giriştiler. Ve 22 Temmuz’da Sevr antlaşması imzalandı. Bu arada Konya, Denizli olayları cerayan etti ve Kuvvayı Milliye’nin ve efelerin tasfiyesi gündeme geldi. Milli ordunun geliştirilmesi hızlandı.
Milli kuvvetleri dağıtmadan Yunanlıların Batı Anadolu’ya yerleşmeleri mümkün görülmediğinden 22 Haziran’da başlatılan bir buçuk ay süren Yunan taarruzu İnönü
muharebelerinin nedenini teşkil eder. Zamanını Yunanlıların seçtiği fakat yerini Türklerin saptadığı 9-10 Ocak 1921’deki Birinci İnönü ve 31 Mart’daki İkinci İnönü
Muharebeleri başarı ile sonuclandığında, Büyük Millet Meclisi Reisi Mustafa Kemal, Garp Cephesi Kumandanı ve Erkan-ı Harbiyeyi Umumiye Reisi İsmet Paşa’ya ünlü telgrafını gönderir “… Siz orada yalnız düşmanı değil milletin makus talihini de yendiniz.”. Bunu Erkan-ı Harbiye Reis Vekili Fevzi Pasa’nın telgrafı takip eder.
“yedi günden beri pek kanlı devam eden İkinci İnönü Meydan Muharebesi’ndeki azimkâr kumandanız altındaki Kahraman Garp Ordumuzun kazandığı kat’i
muzafferiyetten dolayı milletimizin en büyük şükranına tercüman olarak sizi ve şanlı askerlerimizi tebrik eder ve yüksek alınlarınzdan öperim”. Birincı İnönü’nün anlamı
15. Mayıs 1919 ‘dan beri ilk kez Yunan işgal ve taarruzunun durdurulmasıdır. İkincisi ise düşmanın ilk büyük yenilgiyi tatması ve Ankara’nın ve Mustafa Kemal’in
uluslararası bir önem taşımaya başlamasıdır. İkinci İnönü’deki Türk kaybı 3119 Yunan kaybı 3937’dir. İsmet Paşa karşısındaki Yunan Ordusu komutanı Papulas’ın
Yunan Genel Kurmayı’na verdiği rapor şöyledir; “…..Son askeri hareketler sonunda düşman ordusunun iki yıl içınde yapamadığı gelişmeyi son iki ay içinde elde etmiş
olduğuna inanıyorum. Düşman ordusu pek mükemmel bir şekilde kurulmuş ve silahlandırilmıştır. Subayları erlere nispetle fazla ve boldur. Disiplini mükemmeldir.
“(a.g.e. 1073)