Doğaya özen göstermeliydik. Bir işe kalkışırken çevre faktörünü göz ardı etmemeliydik.

Ama ne yazık ki, bunu bugün anlamış olmakla iş bitmiyor.

Çünkü sanırım biraz geç kaldık.

Tuhaf ve ilginç yaklaşımlarla dünya üzerindeki bitki florasını, canlı yaşam alanlarını hızla daraltıyoruz.

Arıların ve kuşların bizler için ifade ettiği değerin henüz farkına varıyoruz. O arılar ve o kuşlar ki, yön hissine sahip en iyi uçan varlıklar.

Biz navigasyon sistemlerine rağmen beton şehirlerde kaybolurken, onlar yüzyıllardır aynı yol haritasıyla göç takvimlerini yerine getiriyorlar ya da uygun çiçeklerin nerede olduğunu

her yıl yeniden bularak muhteşem bir anımsama gücüne imza atıyorlar.

Doğaya verilen atık gazların sonuçlarını şimdi görmeye başlıyoruz.

Bilim insanları neyi bildiklerinin farkında mı acaba? Doğaya yapılan müdahalelerin sonuçları üzerinde düşünülüyor mu?

Çevre sorunlarının artması nedeniyle ormanların yok olması, temiz su miktarının azalması, kutuplardaki buzulların hızla erimesi…

Aslında sağlığını yitiren toplumların bu yüzden büyük sıkıntılar yaşadığını görüyoruz.

Bu nedenle artık önlem alınmasının zamanı gelmiştir.

Kyoto protokolünün ortaya çıkış süreci de aslında bu kaygılar üzerinde kurgulanmıştı.

Halen bunu kabul etmeyen ülkelerin varlığı bizleri şaşırtmaktadır. Aynı dünyada yaşamamıza rağmen yanlışı sürdürmenin ve bizlerin de yaşamını tehdit eden yaklaşımları sürdürmenin ne mantığı vardır?

Doğaya özen göstermeliydik.

Kirletmemeli, temiz bırakmalıydık.

 

Ve son söz:

Gelecek kuşaklara da miras bırakacağımız bir dünya için; artık doğaya özen göstermeliyiz.

Sera etkisinin azaltılması için çaba harcamalıyız.

Doğal çeşitliliği korumalıyız.

Doğa ile olan bağlantımızı güçlendirmeliyiz.