Son günlerde bu sözcük dilime takıldı. Olur olmaz yerde aklıma geliyor, kendi kendime emeritus, emeritus diye sayıklıyorum.

Emeritus, malum, emekli olduğu halde görevine devam eden profesörler için Batı’da kullanılan bir sözcük. Latince kökenli; emekli veya görevini tamamlamış demek. Ancak şimdi, emekli olduğu halde görevine devam etmesi istenen profesörler için kullanılıyor. Onların bilgilerinden, deneyimlerinden yararlanılıyor. Sadece öğrencilere değil, genç akademisyenlere, üniversitelere de yararlı olmaya devam etmeleri isteniyor.

Bizde de emeritus ünvanını hak etmiş çok sayıda prof. var. Birkaç örnek verelim; Gülten Kazgan, Mete Tunçay, Haluk Şahin, Uğur Alacakaptan, İlker Turan, Belgin Erdoğmuş, Oktay Sinanoğlu… Daha var ama hepsini saymak zor.

Batı’da emeritus profesörler yakın zamana dek 70 yaşına kadar görev yapıyorlarmış. Şimdi bu yaşı aşağı çekmişler; artık 65 yaşında kendilerine teşekkür etmeye başlamışlar.

Emeritus sözcüğünün benimle uzaktan yakından ilgisi yok. Bir kere profesör değilim. Değil 65, 70 yaşımı bile çoktan geçtim. Uzmanlığım falan da yok. Öyleyse?

Neden bu sözcüğün dilime takıldığının açıklamasını ben de yapamıyorum. Daha önceki yazılarımı okuyanlar bilirler; zaman zaman böyle güncel olmayan, yaşanan olaylara bir bağı bulunmayan, ilgisiz bazı sözcükler aklıma takılır, beni meşgul eder.

İşte yine öyle oldu. Emeritus aklıma takıldı. Bu arada neden takıldığına da bir çözüm getirmek istiyorum kendimce; acaba dünyada bir gençleşme, gençleştirme hareketi var da ondan mı esinlendim?

Sanatçılar, bilim insanları, yazarlar-çizerler ileri yaşlarında bile nice yapıtlar veriyor ama genel olarak bir gençleşme hareketi de var, özellikle siyasette.

Gençliğin heyecanı, dinamizmi, ataklığı, yaratıcılığı daha çok tercih ediliyor. İleri yaşlarda insan artık kendini tekrar etmekten başka bir şey yapmıyor. Yeni bir şey söyleyemiyor.

O nedenle emeritus yaşını geriye çekmelerini makul buldum. O durumdaki bir insan ya artık kendiliğinden çekilmeli, ya da kendisine teşekkür edilmeli…