.

Hitler’in Yahudi düşmanlığının arkasına gizlenmiş olan Alman büyük sermayesinin ve ağır endüstrisinin sahiplerinin amaçları Yahudilerin sahip oldukları mal varlığını ele geçirmekti.
Yahudilere orta çağ yöntemleriyle bedence ve ruhça çektirilmiş olan maddi ve manevi ızdırapların, amansız takiplerin, vatandan kovulmaların, toplama ve temerküz kamplarında sistematik bir şekilde öldürülmelerin sonucunda , onların geride kalan mal varlıkları sahip değiştirdi. Yeni sahipler Alman orta sınıfından değildi. Fakat büyük sermaye sahipleri ve Nazi yönetiminin yarattığı yeni burjuvazi sınıfı idi.
Krupp Hamburg armatörlük işlerini , Bonhard Blumenfeld kömür ticareti kurumlarını, Siemens Schuckert firması elektrik işleri yapan Heliowatt firmasını ve Dr. Cassirer kablo fabrikasını ele
geçirmişti. Berlin’deki dört büyük bankadan biri olan Berlin Ticaret şirketi Yahudilerden temizlenirken AEG, Krupp ve I.G Farben temsilcileri iş başında kalmış ve Yahudi şirketlerini yok pahasına
satınalmışlardır. Mareşal rütbesi ile ödüllendirilen Hitler’in sağ kolu Hermann Goering’ın kendisi ve onun sayesinde ailesi büyük servet sahibi olmuştu. Kardeşı Harbert Goering Leipzing Genel Istikraz kurumu yönetim kuruluna atanmış, ayrıca Bremen gemi tezgahlarının ve makine firmalarının en büyüğü olan ve bir uçak fabrikası ile birleşmiş olan Deshimag’ın yönetim kuruluna getirilmiştir. Bunun sonucunda da o firmaya Hermann Goering’in emri ile bir çok sipariş verilmiştir. Hitler’in iktidara gelmesinden sonra Hava Kuvvetleri Bakanı olan Hermann Goering, Avusturya Almanya’ya bağlandıktan sonra, Bavyera Motor Fabrikasına 50 milyon kredi verilmesini sağlamış, bu hizmetinin karşılığında da firma tarafından kendisine iki milyon marklık şirket hissesi verilmiştir. Goering örneği NSDAP liderlerinin Alman savaş sanayii sayesinde nasıl zengin olduklarının sadece bir örneğidir. Behrend’e göre “Bu Yahudi düşmanlığı hareketinin, halkı soyup soğana çevirenlerin büsbütün semizleşmelerini sağladığı bir manevradan başka bir şey olmadığı ortadadır. Fakat ne yazık ki bu manevra , yüz binlerce ( hatta milyonlarca) insanı yerinden yurdundan etmiş, şereflerine ve canlarına mal olmuştur. Almanya adını kan ve çamura boyamış olan 1938 Kasımı’nın 9 ‘unda gerçekleştirilen “Crystal Night” yirminci yüzyıl kültürünü orta çağla bir düzeye indiren korkunç bir anı olarak kalacak, hiç bir zaman unutulmayacaktır. Viyana’dan Tuna’ya kendini atıp boğulan kadın ve erkek Yahudiler, evlerinde katledilen Yahudi doktorlar, Buchenwald ormanlarındaki toplama kampında SS’lerce öldürülen avukat ve tüccar Yahudiler, iç yüzünü daha önce açıkladığımız, bu daha çok kazanmak, daha çok zengin olmak hırsının sayısız kurbanlarıdır. Bu korkunç gerçekleri “Alman milletini Yahudi sermayesine karşı korumak” gibi yaldızlı laflarla örtbas edebilir miyiz? Bir İngiliz gazetesinde rastladığımız şu satırları, hep bildiğimiz bir gerçeği pek güzel anlattığı için ele
alalım: “Sermaye karsızlıktan ürker. Yüzde yüz kar karşisında ise her türlü insancıl yasaları ayak altına alır. Fakat kar yüzde üç yüze çıkınca , göze almayacağı hiç bir cinayet yoktur” (Behrend, 22)
Söz konusu dönemde Alman dış ticareti gözden geçirildiğınde de tekelci sermayenin diktatörlüğünün tam bir örneği ile karşılaşılır. Alman dış ticareti devlet kontrolu altındadır. Fakat
devletin kendisi ağır endüstrinin kontrolu altındadır. Bu nedenle Alman dış ticaretinin yasalarını düzenleyenler ve onu yönetenler , aslında o dönemin savaş endüstrisi tröstleridır. Bundan dolayı
Alman dış ticareti düzenlenirken Alman milletinin ihtiyaçları değil Alman silah tröstlerinin ham madde ihtiyaçları dikkate alınmıştır. 

24 Eylül 1937’de Çin Mançuryası’ndaki Japonya’nın kukla hükümeti ile Almanya yüzde 5.5 faizli 220 milyon sterlinlik bir kredi anlaşması yaptı. Kredi kurulacak olan ağır sanayi tesisleri için gerekli
makinelerin Almanya’dan satınalınması içindi. Bu makinelerin ana kaynağı Krupp idi. Krupp ayrıca Japonya’ya bir çok silah ve zırhlı patenleri satmıştı. 1938’in başlarında Hitler hükümeti , kurtuluş için savaşan Çin Cumhuriyeti ile her türlü ticaret ilişkisini sonlandırdı ve Alman askeri komisyonunu geri çekti. Çin Alman malları için iyi bir pazardı. Japonya 1933’den beri Alman mallarını dünya
piyasalarından nerede ise kovmuş durumda idi. Bu politikalar sonucu Chemnitz Zwiebach dokumacıları, Thürringen’li oyuncak imalatçıları ve cam fabrikatörleri zor duruma girdiler ve tek
taraflı anlasmayı protesto ettiler. Fakat büyük sanayiciler ise bu anlaşma sonucunda büyük karlar elde ettiler. Onların hayalinde Japonya ile birlikte Sovyetler Birliği’ni paylaşmak vardı. Onun için de
Japonya’yı silahlandırmak gerekiyordu. Schacht’ın pek ustaca hazırladığı ithalat rejiminin tek amacı dışarıdan yalnız ağır sanayicilerin ham madde ihtiyacını karşılamaktı. Bu sistemin çarklarına takılmış binlerce memurun maaşları halkın kesesinden ödeniyordu. Onlar kendilerini bu mevkilere getiren efendilerine hizmet ediyor, ikinci , üçüncü derecedeki ithalatçıları boğmak için ellerinden geleni yapıyorlardı.