Milyonlarca insan açlıktan, yokluktan, en temel gıdalardan yoksunken ve de ölürken; suçsuz günahsız nice milyonlar savaş ve çatışmalarla kırılırken buna karşı çıkmayan insanın dışarı çıkma hakkı yoktur.

Doğa katledilirken, bütün canlılara ölüm dayatılırken, görülmemiş bir vahşetle binlerce canlı kendi sofrasına geldiği için susarken elbette ki dışarı çıkma hakkı yoktur.

İnsan olanın kulaklarını sağır edercesine atılan çığlıkların hiçbiri duyulmuyorsa, duyulup ses çıkarılmıyorsa kimsenin dışarı çıkma hakkı yoktur.

Milyarlarca insan bir avuç kişi/şirket için çalışıyorsa, sömürülüyorsa, sadece yaşamını sürdürmek için bütün değerlerinden vazgeçip ses çıkarmıyorsa dışarı da çıkmaya hakkı yoktur.

Eğer dışarı çıkılmayacaksa bu virüsten değil, insan olmamaktan kaynaklı olmalıdır.

Bizi virüs öldürmüyor. Bizi korkaklığımız, düzene biat eden cesaretsizliğimiz, kobay haline getirilirkenki sessizliğimiz öldürüyor.

Dışarı insan gibi çıkmayacaksak, bu düzene karşı ses çıkarmayacaksak belki de evde kalmak bütün bir yaşam için en doğru seçenektir.

Muhtemeldir ki bütün bir doğa en mutlu günlerini yaşıyordur. Çünkü insan virüsü kendi ürettiği hastalığın pençesinde kıvranırken dışarıda bütün canlılar kendi düzenlerini başkalarını ezmeyen, sömürmeyen, kitlesel olarak yok etmeyen bir gerçekliğin içinde yaşıyorlar.

İnsanlığı kurtaracak olan tıp değil, ilaç değil, aşı değil; yaşama, doğaya saygıdır; eşitliktir, özgürlüktür ve her bir canlının yaşam hakkına müdahale etmemektir.

Bu düzen, bu anlayış, bu insan öldürüyor. Hayatı cehenneme çeviriyor ve insanın evini kendi hapishanesi haline getiriyor. Ürettiği hiçbir şey onu korumaya yetmiyor. Çünkü hayatı ve onun bütün unsurlarını yok ederken insan denen varlık tek başına yaşamını sürdüremez…