.

O evlerin ve sokakların şairiymiş. Ben bilmezdim.
Tanışmamız lisans yıllarımda oldu. Yeni edebiyat dersi kapsamında hocamız –kulakları çınlasın- bize “Evin Halleri” şiirini tahlil etmişti. Hatta bu tahlil sırasında onun şiir anlayışına dair bir cümlesini söylemişti ki hȃlȃ hatırımdadır: “Şiir bir çıkartmadır, uyuyan topraklara uyumayışlardan.”  
Biz de bugün uyuyan topraklara onun tılsımlı dizeleri ile bir çıkartma yapmak istedik.
Kim ile mi?
Elbette evlerin ve sokakların şairi olarak bilinen Behçet NECATİGİL ile…
Onun ev ve insanı anlattığı şu dizeleri ile…

“Kapalı kaynar tencerem, bilinmez
Et mi pişer, dert mi pişer
Çağırmadılar ki beraber gidelim
Gittiler birer ikişer” (Hal Tercümesi)

Necatigil’in insanı anlattığı bu dizeleri,  yüreğimi her okuyuşumda sızlatır. 
Ev yani aile hayatımız, bizi biçimlendiren yegȃne mekȃndır. Bu mekȃnda bir kadının vaktinin büyük bir bölümünü geçirdiği yer ise mutfaktır. Dolayısıyla dertli kadınların hemderdidir mutfak. Dertli kadınların mabedidir mutfak. Bu sebepledir analarımız  “Soğanın acısını yiyen değil, doğrayan bilir.” der.  
“Tencerenin kaynaması” deyimi de bir ailenin geçiminin az çok yerinde olması anlamında kullanılır.  Maddi anlamda tencerede bulgur da kaynasa  “Şükür, tencerimiz kaynıyor ya” der, geçiştiririz. 
Lȃkin bir de gönül tencerelerimiz vardır kaynayan…
Kapakları kapalı olan…
İçin için kaynayıp, kaynadıkça taşan… 
Sadece yürek yordamıyla kavranan…
Niçin kaynar bu tencereler? Kim için? Kimler için?
Kapalıdır kapakları bilinmez ki…
Kim bilir, belki birer ikişer ebediyete göç edip, bir daha akşam sofralarına dönemeyecek olan sevdiklerimiz için…
Kim bilir, belki sevdikleri akşam sofralarına dönecek olsa dahi tenceresinde et yerine dert kaynatan içli kadınlarımız için…
Kim bilir, belki bir tarafta tenceresi kaynarken diğer tarafta ciğeri yanan şehit analarımız için…
Kim bilir, belki hayallerine gözyaşı döken genç kızlarımız için…
Kim bilir, belki?...