.

Yaş ilerledikçe insan, kendisine daha çok zaman ayırma ihtiyacı hissediyor. Ben de öyle yapıyorum. Güzellikleri fark etmek için elimden geleni en iyisini yapmaya, pozitif düşünmeye çaba harcıyorum. Hele hele geleceğe dair umutlarımı ise hep taze tutuyorum. Çünkü hangi yaşta olursanız olun, umutlar, yaşamın öz kaynağıdır. Yaşam, umutlarla beslenir. Buna paralel şekilde bugüne ve geleceğe gülümsemek gerekir.

Yaşam güzeldir. Yalnız başınıza bile kalsanız…Yaşam güzeldir. Yüz yaşınızda bile olsanız…Yaşam güzeldir. Güzellikleri görebilecek bir ruh taşıyorsanız…

Doğa, mevsim değişiklikleriyle kendisini nasıl yenilerse bu insanlar için de geçerlidir. Sağlıklı olmanın yaşamdaki önemini ve mutluluğumuza katkısını ancak sağlığımızı yitirince anlarız. Çünkü mutluluk, elin erişebileceği çiçeklerden bir demet yapma sanatıdır.

Bob Marley, “Bu hayat bana, insanların gülemedikleri için ağladıklarını, susamadıkları için konuştuklarını, ölemedikleri için yaşadıklarını öğretti” diyor. Neyzen Tevfik, “Hayat, üç buçukla dört arasındadır; ya üç buçuk atarsın, ya da dört dörtlük yaşarsın” derken haksız mı?

Mutluluk bir ömür değil, anlıktır. Çok uzak değil aslında, iki adımlıktır. Bu nedenle yaşamı sürekli ertelemek yerine, an’ı yaşamaya çaba harcamalıyız.

Yaşam, çatlak bardaktaki suya benzer. İçsek de tükenecektir, içmesek de…Bu yüzden yaşamdan tat almaya bakmalıyız. Çünkü yaşasak da bitecektir, yaşamasak da…

Yüreğinizi göremeyenlere en güzel yıllarınızı harcatmayın! Siz ki birçoğunun belki de en güzel hayalisinizdir. Değmeyenleri hikâyesi olmayın!

X X X

 

Geçtiğimiz günlerde, Gülsen Acar’ın başkanlığındaki bir ekibin, Erdek’e bağlı Ormanlı kırsal mahallesinde düzenlediği, içinde Kapıdağ gezisinin de bulunduğu ”Kestival” isimli bir etkinliğe katıldım. İyi ki de gitmişim. Çok mutlu bir gün geçirdim. Sonbaharın o eşsiz tablosu içinde, Kapıdağ’da gezerken, ayakkabılarımızı çıkarıp, serin derelerin içinden geçmenin bile tadı bir başkaydı.

Bu güzelliğin yaşatılmasında emeği geçen herkese teşekkür borçluyum.

Yazımızı bir anekdotla noktalayalım:

Profesör, öğrencilere, “Düşünün ki bugün dünyadaki son gününüz. Yarın bu saatte her şey bitecek. Kurtuluş şansınız yok. Bugün ne yapardınız?” demiş.

Öğrenciler yazmaya başlamışlar

-İbadet eder, Tanrı’dan günahlarımı affetmesini dilerdim.

-Sevdiklerimle vedalaşırdım.

-Ailemle vakit geçirirdim.

-Anneme veya babama giderdim.

-Arkadaşlarımla eskisi gibi yarım saat basket oynardım.

-Barbekü partisi yapardım.

-Tüm sevdiğim yemekleri yerdim.

-Yatar uyurdum.

-Ormanda son kez dolaşırdım.

-Güneşin doğuşunu ve batışını son kez seyrederdim.

-Akşam, yıldızları seyrederdim.

-En sevdiğim yemeği hazırlar, tüm sevdiklerimi akşam yemeğe davet ederdim.

-Piknik yapardım.

-Hayatta en çok gitmek istediğim yere gider, orada beklerdim.

-Üzdüklerimi arar, özür dilerdim.

-Profesör, hepsini tahtaya alt alta yazmış. Sonra sınıfa dönerek sormuş:

“Bunları yapmak için son gününüz olması şart mı?”