.

Geleceğe olan merak yediden yetmişe herkeste olmasına rağmen biz kadınlar “fal baktırmaya” veya “fal açtırmaya” daha meraklıyızdır.

Bu merak duygusunu gidermek için de zaman zaman çeşitli yöntemlere başvururuz.

En bildiğimiz ve en sevdiğimiz hatta “hem inanmamayı hem de onsuz olmamayı” telkin ettiğimiz tür ise kahve falıdır.Sohbet ortamlarında veya günlerde kahve içildikten sonra fincanlar kapatılıp, fal bakmayı bilen birine uzatılır. Gerçi son zamanlarda fincanın fotoğrafı çekilip falcı bacılara göndermekte pek bir moda oldu ama neyse…

Kahve falıyla birlikte bakla falı, elek falı, el falı, su falı, yıldız falı, iskambil falı - ister inanalım ister inanmayalım-dosttan düşmana, sevdiklerimizden nefret ettiklerimize, iyiden kötüye, başarıdan başarısızlığa kadar hayata dair öğrenmek istediğimiz her ne varsa bilmek için yöneldiğimizinanış ve uygulamalardandır.

Ben ise bugün sizlerehem ünlü bir şȃir, hem ünlü bir falcı, hem de memleketlimiz olan bir divȃȃirinden kısaca bahsetmek istiyorum.

Kimden mi? Zȃti’den.

Zȃti;XV. yy.’ın sonları ile XVI. yy.’ın başlarında yaşamış, divan şiirimizin etkili isimlerinden biridir. Bȃki’nin yetişmesinde büyük katkıları olmuştur. Gençliğinde Balıkesir’de ayakkabıcılık yaptığı ve geçim sıkıntısı yüzünden, II. Beyazıt zamanında İstanbul’a taşınıp, Beyazıt Cami avlusundaki dükkanında remil falı baktığı söylenmektedir.

Remil falı bir kum falıdır. Özel bir vakitte -kuşluk vaktinde- açılır. Falın açılabilmesi için havanın güneşli olması gerekir. Yağmurlu, karlı, rüzgarlı, bulutlu günlerde bakılmaz. Ebced hesabı denilen bir takım matematiksel yöntemler kullanılarak bakılır. Remil falına bakan kişilereremmȃl denilir. Günümüzde remmȃl var mıdır bilemiyorum ama Zȃti döneminin en ünlü remmȃlidir. Bu inanış ve uygulamayı da onun şiirinden ayrı düşünmek olmaz. Zira birçokbeyitindegeçer. Bu beyitlerden birinde şöye der:

Düşde gördüm zülfüniremmâlevardumsubh-dem

Didimiskîn bu gice bir ejdehâdurgördügün (Zâtî G. 754/ 3)

( Saçlarını rüyamda gördüm, sabah vakti remmȃle vardım. Dedi ki; zavallı bu gece gördüğün bir ejderhȃdır.)

 

Şair rüyasının olumlu mu olumsuz mu olduğunu anlamak için remmȃle gider ve remil attırır. Yukarıda da ifade ettiğimiz gibi remilin atılma zamanı kuşluk vakti yani subh-dem’dir.Bir zaman unsuru olarak kuşluk vakti, karanlığın sonudur. Aydınlık ve canlılıktır. Bu vakitte edilen duaların kabul olduğuna inanılır. Şair rüyasında sevgilinin güzellik unsurlarından biri olan zülfü yani sevgilinin saçını görür. Zülf yani saç düzensiz, dağınık ve uzun oluşu gibi sebeplerle aşığın aklını başından alır. Renk yönünden divan şiirinde sevgilinin saçı daima siyahtır. Siyah olması sebebiyle geceye benzer. Aşığın gönlü bu geceye meyl edince gecenin tehlikelerine de katlanmak zorundadır. Bu da ȃşık için acı dolu ama yine de istenen bir aşktır. Zaten gecenin sonu subh-demdir.

Bununla birlikte remmȃl aşığın rüyasında gördüğü saçların bir ejderha olduğunu söyler. Çünkü divanşiirinde sevgilinin saçlarının uçlarıejderhaya benzetilir. Ejderha kelimesi ise yılan yerine kullanılır. Yılanların yüz yıl yaşayanları ejderha olur ve ağzından ateşler saçarmış. Bir inanışa göre yılanlar kendi eceli ile ölmezler. Mutlaka bir başkası tarafından öldürülürlermiş. Melekler de onu Kaf Dağı’nın ardına bırakırlarmış. Dolayısıyla remmȃl sevgiliyi ölüm saçan bir ejderhaya benzetirken aşığı da bu ejderhanın üstesinden gelemeyecek olan bir miskine benzetir.

Aynı zamanda ejderhalar hazinelerin bekçileridir. Sevgilinin yüzü de bir hazine olduğu için saçlar o hazinenin bekçisi olan ejderhadır.

Fal, kahve falı, remiz falı derken sevgiliye kadar geldik. Zaten fallarda da çıkmasını beklediklerimiz sevdiklerimiz değil midir?

Öyleyse,

Ne şiirsiz kalın, ne falsız, ne de yȃrsız!…