.Yazmak, on dört yaşımdan beri düşlerimdi. Bir de gezilere çıkmak. Çocuklar ve gençler için yazarken onların yüzleri gözlerimin önüne geliyor. Hayallerini gördüğüm okurlarımın gözlerine bakıp bakıp yazıyorum. Bu benim yazma isteğimi körüklüyor, düşlerimi bulutlara doğru uçuruyor. Bana bakan hayalimdeki yüzler gülüyorsa başardım demektir. Eğer yüzleri biraz bulutlanmışsa daha dikkatli yazmam gerektiğini düşünürüm. Hayallerim, yazarken hep yol göstericim olmuştur.

Bu güne değin yazdıklarımı her yaş gurubu beğenerek okudu. Okuyucularım mektuplarla, telefonla eleştirilerini bana ulaştırdılar, ulaştırmaya her geçen gün devam ediyorlar. Eleştirilere çok değer veriyorum, bende daha iyi yazma isteği yaratıyor.

Yazarken kendimi çok mutlu hissediyorum. Başka bir dünyaya giriyorum. Yazdıklarımın geçtiği zaman ve yerlerde geziyor, konuşuyor, yaşıyorum.

Şimdiye kadar çeşitli yaş gurupları için yazarken önce konuyu ve iletilerimi bulmaya önem veririm. İletilerimi güzel bir kurgunun içine saklarım ki okurlarım, yazdıklarımdan tat alsınlar. Sonra okuyucuma bunu hangi yazı türü ile daha iyi ulaştırabileceğimi düşünürüm. Masal mı, öykü mü, roman mı benim duyarlılığımı, iletimi daha iyi verebilir diye, arayışa girerim.

Nasıl yazacağıma karar verirken zaten beynimin içinde yazılmaya başlamıştır. Ben onları kurgular, seçkin sözcüklerle nakış gibi süsler, bezerim. Siz okuyucularım da ak kâğıt üstünde yazdıklarımı okurken benim yüreğimi ve iç dünyamı görürsünüz.

Yazdıklarım, yazacaklarım benim sevgimle uzun zaman diliminde yaşanmışlıklardan biriktirdiklerimdir. Yani çeyizlerimi okuyucumun gözleri önüne seriyorum. Ondan sonrası okuyucumun bu sevgi ürünlerimi görebilmesine, sezebilmesine, irdelemesine kalıyor.

Yazın (Edebiyat), daha güzel bir dünya yaratmak içindir. Sanat insanları daha duyarlı kılar, başka yaşamları fark ettirir. Okurlarımın bizden çok farklı yaşayanların kederlerini, acılarını, yaşam karşısında direnişlerini, umutlarını, beklentilerini anlamalarını, hissetmelerini istiyorum. Ben okuyucularımın, kitaplarımı okurken benimle tartışmaya girmesini düşleyerek yazıyorum. Okuyucumun düşlerini körüklemek, düşüncelerini kanatlandırmak, yeni ufuklara doğru uçurmak istiyorum. Onlarda yazma isteği, okuma isteği, tartışma isteği, yaratma tutkusu doğsun diye düşlüyorum.

“Hangi kitabınızı bize önerirsiniz?” diye kitap fuarlarında, konuk olduğum okullarda hep sorarlar. Eserlerime sevgimi kattığım, özenle yazdığım için hangisini diğerlerinden ayırabilirim ki!

Kitap fuarlarının bana kattığı zenginlikleri daha sonraki yazılarımda anlatmak isterim. Okullarda gördüğüm kitapsever öğrenci ve öğretmenleri de sizlere tanıtmak isterim. Öyle güzel dostluklar, arkadaşlıklar oluşur ki kitap fuarlarında günü gelince heyecanla yollara düşerim. Bursa Kitap Fuarı’nın ilk açıldığı gün daha önce okullarına gittiğim öğrencilerin, kollarını açarak kuş cıvıltıları gibi sevgi sözleriyle bize doğru koşmalarını, yıllardır unutamam. Adana Kitap Fuarı’nın ilk açıldığı gün, ilk saatinde başımı masamdan kaldırınca karşıda şu yazı ile karşılaştım: “KİTAP OKUMAYI SEVDİĞİNİZİ BİLİYORUZ.” Bu yazı bir yayınevinin kitap sergisinde asılıydı. İçimin aydınlandığını, sevinçle dolduğunu hissettim. İşte olumlu düşüncenin kitap fuarını zenginleştiren güzelliği, diye düşündüm.

Adanalı öğrenciler başlarında vaktiyle öğrencim olmuş öğretmenleri, ellerinde kırmızı karanfiller, gülen yüzleriyle bize doğru gelirken çok heyecanlıydılar. Biz onlara kitap verdik, onlar masalarımızı karanfillerle süslediler. O gün kitap alanlar ertesi gün anne ve babaları ile yine geldiler. Bu kurulan dostluğu, sevgi bağını hiç bir şeye değişmem! Valiliğin uyarısı ile Milli Eğitim Müdürlüğü tarafından okullara öğrencilerin götürülmesi konusunda duyuru yapılmıştı. Bir olumlu bakışla daha karşılaşmak beni sevinçten göklere uçurdu.