Gelişmiş demokrasilerde partiler iç seçimlerden güçlenerek çıkarken, biz de neden bölünerek çıkıyor.

Nedeni belli.

Parti içi demokrasi ve Liyakatsizlik!

Liyakat yoksa adalet yoktur, hak yoktur, hukuk yoktur, eşitlik yoktur, katılımcı demokrasi yoktur, saygı yoktur, sevgi yoktur,vicdan yoktur, birliktelik yoktur.

Birlik olmadan dirlik, dirlik olmadan da başarılı olunamaz. (Bu arada delegelik sistemine karşı aktif üyelikten yana olduğumu da belirtmek isterim.)

Örneğin, belediye meclis üyesi yapılanlara bakar mısınız? Burada bir liyakattensöz edebilir misiniz? İki fakülte bitirmiş, parti çalışmalarına aktif olarak katılan, yerel yönetimler okumuş, parti üyesi ve il yöneticiliği de yapmış olan Ayhan Öner Türker hanımefendi varken; partiye üye bile olmayan liyakatsiz birilerini meclis üyesi yapmanın hakla, adaletle, emekle, vicdanla bir ilgisi var mı?

Yukarıdaki örnek siyaseti intikam alma saplantısıyla yapmanın örneklerinden sadece birisidir.

Daha da kötüsü var: Bunları belediye meclis üyesi yaptınız ya! Şimdi bunlar ne düşünüyor biliyor musunuz? “Bu partide doğru dürüst üye olsaydı beni tercih ederler miydi?” Ve siz kendi siyasi geleceğiniz için partiye emek vermiş, liyakatli üyelerin şevkini kırmakla kalmıyor “Bu partide çalışmaya gerek yok” anlayışının önünü açıyorsunuz.Böyle giderse, parti için çalışacak üye bulamayacaksınız.

Bir de soru: Ön seçim yapılsaydıdışardan atanan meclis üyelerinin kaçı seçilirdi?

Belirtmek isterim ki; bir yanlıştan onu yapanlar kadar, zamanında ona itiraz etmeyen, sessiz kalan parti üyeleri de sorumludur.

Bir önemli mesele departi yönetimlerini kimlerin belirlediğidir: Yönetimleri belirleyenler,görevleri ilçe başkan adayına oy vermek olan vebir dahaki delege seçimine kadar hiçbir parti çalışmasına katılmayan sözde üyelerdir.

Bu arada parti çalışmalarına aktif olarak katılan, her etkinlikte yer alanancak aralarındaki rekabeti düşmanlığa dönüştürmüş aktif üyelerinde bu olumsuzlukta önemli payları olduğunu belirtmek istiyorum.

(Devam edeceğim)