.

Etrafıma şöyle bir bakıyorum dainsanoğlu her ne kadar burnunu olur olmaz işlere soksa da yine de burnuyla barışık.

Aslına bakarsanız barışık olmakta da haklı galiba. Ne de olsa sosyal konumla özdeşleşen tek organımız burnumuz.

Rus yazar NikolayVasilyeviçGogol’un “Burun” hikayesinde BinbaşıKovalev’in burnu, berberİvan Yakovleviç’in sıcak “ekmeğinden” çıkar. Çünkü o günlerde de tıpkı günümüzde olduğu gibi herkesin burnu her yerdedir.

Hikayedeİvan Yakovleviçbinbaşının burnunu görür görmez tanır. Bu işe akıl sır erdiremez ama polisin burnu bulup kendisini suçlayacağı düşüncesiyle burundan derhal kurtulmak ister. Uzun denemeler sonucu, onu İsakiyev Köprüsü’nden atmayı başarır. Ancak tam bu sırada bekçiye görülmekten kurtulamaz.

Diğer taraftan Binbaşı Kovalevbir sabah uyandığında, burnunun yerinde yeller estiğini fark eder. Dehşetle oradan oraya koşan Kovalev, yüksek bir memur kılığına bürünmüş burnunu görünce gözlerine inanamaz. Evet, bu gösterişli üniformanın altında, arabadan inen onun burnundan başkası değildir. Bir katedralin içinde burnunun yanına yaklaşıp, onunla konuşma şansını yakalar. Ona kendisinin burnu olduğunu söyler. Ama burun, Kovalev’in yanıldığını söyler. Kovalev şaşkın ve çaresiz bir halde burnun çekip gitmesini izler. Kovalev’in aklına gazeteye ilan vermek gelir. Çünkü Kovalev, burnun şehirden kaçabileceğini düşünmektedir. Gazeteye giden Kovalev, kendisinin büyük insanlarla ahbap olduğunu ve burunsuz bir halde onların karşısına çıkamayacağını söylese de gazeteye kayıp bir burun ilanı vermeyi başaramaz. Çaresiz bir şekilde soluğu tekrar emniyet müdürünün yanında alır. Müdürün onu soğuk karşılaması ve hakaret etmesi Kovalev’i çileden çıkarır. Eve geri döner. Bir süre sonra bir bekçi gelir. Bu bekçi, İsakiyev Köprüsü’nde Yakovleviç’i gören ve ondan şüphelenen bekçidir. Kovalev’e burnunun bulunduğu haberini verir. Burun bir başka şehre giderken kıskıvrak yakalanmıştır. Üstünden eski bir memur kimliği çıkmıştır. Bekçi, burnu Kovalev’e teslim eder.

Hikayenin sonunda Kovalev birsabah uyanır ve burnunu yerinde bulur. Burnu sanki hiç kaybolmamış gibi iki yanağının arasındadır. Binbaşının keyfi yerine gelmiştir. Bu sırada berber Yakovleviçher zamanki gibi tıraşa başlar. Binbaşı, tıraş sonrası, mutluluk ve coşkuyla kendisini sokağa atar. Herkesle selamlaşır, konuşur. Arada bir geçtiği dükkanların camlarından kendine bakar, burnunu yerinde gördükçe daha da keyiflenir.

İşte ademoğlu böyledir. Burnunun yerinde olması onu her zaman keyiflendirir.

Eğer burnu fiziksel olarak büyükse kim bilir belki kendine dert olur, belki de hiç umurunda olmaz.

Diyelim ki dert oldu. Artık imkȃnlar geniş. Gider bir estetik cerraha ölçtürür, biçtirir, kestirir, yaptırır.

Peki ya;

Burnunun ucunu göremiyorsa,

Burnundan kıl aldırmıyorsa,

Burnunu kıvırıyorsa,

Burnunu şişiriyorsa,

Burnu havada ya da Kaf dağındaysa,

Burnunun dikine gidiyorsa,

İşte bu durumlarda ne kestirir ne de biçtirir. Bir detavuskuşu gibi kasım kasımkasılır.

İşte bunun çaresi yoktur. Ne diyelim böylelerinin de Kovalev gibi “burnu sürtüle”!...